Ruh sağlığı ve davranış bozuklukları

RUH SAĞLIĞI VE KORUNMASI / RUH SAĞLIĞI


        Sağlık söz konusu olduğu zaman ilk aklımıza gelen beden sağlığıdır. İnsanlar beden sağlıklarına genellikle daha çok önem verirler. Hasta oldukları zaman bedensel bir yakınmaları olduğunda hemen hekime giderler, ilaçlarını alırlar. Fakat ruh sağlığı söz konusu olduğu zaman, insanların daha az önem verdiklerini ve tedavi için daha zor karar verdiklerini görüyoruz. Bu durumun nedenlerinden biri; ruh sağlığının ne zaman bozulduğuna kişinin kendisinin karar vermesinin güç olmasıdır.
Ruh sağlığındaki bozulmalar genellikle yavaş başlar. Hasta yakınları bu yavaş bozulmayı fark etmezler, birtakım yaşamsal olaylara bağlarlar. Özellikle ergenlik döneminde görülen bozukluklar gençlik problemi olarak algılanmaktadır. Bir diğer neden geçmiş yıllarda hasta olan bireyin toplum dışı bırakılması ve diğer insanlar tarafından ayıplanma ve kınanma korkusudur. Bu korkunun nedeni hastalığın tedavi edilemeyeceğine ait yanlış inançtır. Tedavi yöntemlerinin gelişmemiş olduğu zamanlarda da insanlar, tedavi için daha zor karar vermişlerdir. Çünkü tedavi yöntemleri hakkında yerleşmiş yanlış ve olumsuz düşünceler vardır.
Bu konuya geniş yer verilmesinin amacı hastalıkların ortaya çıkış nedenleri ve hastalıklar hakkında genel bir bilgi vermektir. Bu bilgiler bazı davranışların altında yatan nedenleri anlamada yararlı olacaktır. Ancak, bu bilgiler bireyin kendisi ya da yakınları hakkında teşhiste bulunabilmesi için yeterli değildir. Eğer birey bazı belirtileri kendisinde ya da çevresinde görüyorsa yetkili bir kuruma başvurmasında yarar vardır.
İnsanların yaşadığı birtakım sıkıntıların nedenleri çatışma, engellenme ve strestir. Bu nedenlerle birlikte organizmanın kendini korumak için birtakım mekanizmalar geliştirir.

RUH SAĞLIĞI NEDİR? DUYUŞ-DÜŞÜNÜŞ- DAVRANIŞ

        Dünya Sağlık Örgütü sağlığı; hastalık ve sakatlığın bulunmaması, bireyin bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik hali olarak tanımlamıştır. Ruh sağlığı kavramı ise insanın duyuş, düşünüş ve davranışlarının oluşturduğu bütünlük olarak tanımlanabilir.

Ruh sağlığı yönünden bir insanın sağlıklı olması; duyuş, düşünüş ve davranışları açısından normal olması demektir. Genel olarak normal dışı davranışların ya da davranış bozukluklarının bulunmaması, ruh sağlığı açısından sağlıklı olmak olarak nitelendirilir.

SAĞLIKLI OLMANIN ÖLÇÜTLERİ

Sağlıklı olmak ile hasta olmak arasında kesin bir sınır olmamakla birlikte bize ip uçları verebilecek bazı özellikler vardır. Her insan, zaman zaman yaşadığı stres nedeniyle, çizginin hastalık tarafına geçebilir. Fakat, koşulların eski haline dönmesiyle birlikte yaşamını aynı şekilde devam ettirebiliyorsa o insanın sağlıklı olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıda belirtilen özelliklerin çoğu, bir insanda görülüyorsa o insan sağlıklıdır.

• Sağlıklı bir insan, iş ya da okul görevlerini sürekli olarak yerine getirebilir.
• Çatışma ve problemlerini çözebilir ve onların yarattığı gerginliğe dayanabilir.
Zihninden uzaklaştıramadığı saçma fikirleri yoktur.
• Yaşamın bir anlamı vardır.
• Gelecekle ilgili planları ve beklentileri vardır.
• Onu mutlu eden zevk aldığı uğraşları vardır.
• Arkadaşları ve ailesi ile diyaloğu vardır.
• Gerçekleri kabul eder.
• Çalışmaktan (herhangi bir iş olabilir) zevk alır.
• Yeteneklerini tanır ve kendini geliştirmekten hoşlanır.

ÇATIŞMA/ENGELLENME

       
İnsanın yaşamında etkili olan çeşitli fizyolojik ve sosyal güdüler vardır. Bu güdüler insanı bir amaca ulaşması ve rahatlaması için, etkinliğe yöneltir. Ancak, bu amaca ulaşmak her zaman mümkün olmaz. Amacın önündeki bir engel insanın ona ulaşmasına engel olur, gereksinim giderilemez. Gereksinimin giderilememesi rahatlamayı engeller.
       
Organizmanın çeşitli faktörlerin etkisiyle amacına ulaşamaması, durumuna engellenme denir. Bu faktörler iç ve dış etkenlerdir. Yağmur yağdığı için yeni aldığı giysiyi giyemeyen Çiğdem' in durumu, dış faktörlerle engellenmedir. Dış faktörler fizik ya da sosyal çevreden kaynaklanır, iç faktörler ise bireyin sahip olduğu organik, zihinsel ve duygusal özelliklerdir. Çok istediği halde boyunun kısalığı nedeni ile basketbolcu olamayan bir gencin yaşadığı durum, iç faktörlerle engellenmedir. Engellenme ile karşılaşan insanlarda düş kırıklığı ortaya çıkar. Düş kırıklığı, bir insanın beklentisinin gerçekleşmemesi durumunda yaşadığı olumsuz duyguya denir.
       
Ali Bey, arkadaşları ile lokanta­ya gider. Yemekler yenir, sıra tatlı­ya gelir. Ali Bey tatlı yemeyi çok ister fakat şeker hastasıdır. Doktor ona tatlıyı yasaklamıştır. Ali Bey düş kırıklığı yaşar. Ahmet, bir kızı sevmektedir ve onunla evlen­mek ister. Fakat henüz öğrencidir ve parası yoktur. Ahmet'in bir işi­nin ve parasının olmaması, sevdiği kıza kavuşmasını engellemektedir. Ayşe konservatuvara girip ünlü bir kemancı olmak ister. Ayşe, müzik yeteneğinden yoksundur. Konservatuvar sınavını kazanamaz. Çok üzülür. Ayşe'nin müzik yeteneğinin olmaması, onun bu isteğini engellemektedir.   Çatışma ve engellenmeler, organizmada bazı tepkilere yol açar. Bebeğini alamayan çocuğun etrafa tekmeler atması, tatlı yiyemeyen Ali Beyin sinirli olması, istediği kızla evleneme­yen Ahmet'in içine kapanması bu tepkilere örnektir. O halde, çatışma ve engellen­me yaşantılarının sonunda insan, saldırganlık ve apati (ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık) tepkisi göstermektedir. Sal­dırganlık etraftaki eşyalara tekmeler atmak şeklinde gösterildiği gibi çevredeki in­sanlara kırıcı sözler söyleyerek de ifade edilebilir. Bazen de bunun zıddı olarak apati, yani hiçbir şeye aldırmama ve içine kapanma biçiminde de tepki gösterilebilir.

ÇATIŞMA TÜRLERİ

      
Hem evde kalıp ödevini yapmak isteyen hem de arkadaşlarıyla sinemaya gitmek isteyen Ali'nin içinde bulunduğu durum çatışmadır. Ali iki amacından hangisini seçeceğine karar verememiştir. Bu durum onu gerginleştirir. İki ya da daha fazla güdü, insanı farklı yönlerde bulunan amaçlara güdüler. Bu durumda insan, bu amaçlardan bir tanesini seçmek zorunda kalır. Bu seçimin yapılması, diğer güdülerin doyurulmaması demektir. Bu durumda insan, sıkıntı ve gerginlik yaşar.  Çatışma, insanı davranışa yönelten birden fazla güdünün aynı anda etkin olması sonucu, bireyin birini seçmekte zorlanmasına denir. İnsanı etkileyen güdüler çeşitlidir. Bu güdüler farklı yönde olabilir. Güdülerden bir tanesi daha güçlü olduğu zaman karar vermek kolay olmaktadır. Fakat farklı yöndeki güdülerin kuvveti eşit olduğu zaman kişi karar vermekte zorlanır. İnsanlar çok istedikleri iki hedefin bir tanesinden vazgeçmek zorunda kalabilirler. Farklı yönde güdülenme ile ortaya çıkan çatışma, üç şekilde meydana gelir.

YAKLAŞMA-YAKLAŞMA

İstenilen ve aynı anda gerçekleşen iki ya da daha çok durumdan bir tanesini seçmekte yaşanan zorluğa yaklaşma-yaklaşma türünden çatışma denir.

Bu çatışma türünde, insanın ulaşmak istediği iki ya da daha çok amaç vardır. Ancak bunlardan bir tanesi seçilmek zorundadır. Zeynep pastaneye gitmiştir. Pasta yiyip yanında da limonata içmek istemektedir. Fakat elinde yalnız birini alacak kadar para vardır. Limonata ve pasta arasında seçim yapmak zorunda­dır. Ayşe ile evlenmek isteyen ve Ayşe­'nin de beğendiği iki genç vardır. Ayşe, bu iki gençten birini seçmek zorundadır. Bu durum Ayşe'de gerilim yaratmıştır. Bu örneklerde olduğu gibi kişiyi iki ayrı hedefe yönelten güdü, etkin olduğu zaman "yaklaşma-yaklaşma" türünden bir çatışma oluşur.

KAÇINMA-KAÇINMA

Yaşamımızı devam ettirmemiz, mutlu ve sağlıklı olmamız için istemesek de bazı durumlara katlanmak zorunda kalırız. İşte istemediğimiz iki durumdan birini seçmek zorunda kaldığımızda yaşadığımız çatışma türüne kaçınma-kaçınma çatışması denir. Annesi, Ayşe'den ya çöpleri dökmesini ya da bulaşıkları yıkamasını ister. Ayşe, ikisini de yapmak istememektedir.
        Ahmet Beyin uzak bir şehirde toplantısı vardır. Otobüsle giderse yetişemeyecektir uçağa binmekten korkmaktadır. Ahmet Bey ya geç kalmayı ya da korksa bile uçağa binmeyi tercih edecektir. Böyle bir seçim yapmak zorunda olmak, Ayşe'yi de Ahmet Beyi de gerginlik içine sokar.

     Kaçınma-kaçınma türünden çatışmalar, yaklaşma-yaklaşma türünden çatışmalara göre insanda daha fazla gerilime neden olur ve karar vermek daha zor olur.   İstenmeyen bir durumun seçilmesi daha sıkıcıdır.
        Pınar işten yorgun olarak eve geldiğinde birikmiş bulaşıkları ve evin kirli halini görünce ne yapaca­ğını şaşırır. Yorgun olduğu için hiçbir iş yapmak istemez. Eşi ona bulaşıkları yıka veya evi temizle diğer işi de ben yapayım der. Pınar ise ikisini de yapmak istemez. Ama birini tercih etmelidir.

YAKLAŞMA-KAÇINMA

       
Bazen de aynı durum ya da nesneye, hem yaklaşmak hem de ondan uzaklaşmak isteriz. Bireyin aynı anda hem istediği, hem de kaçındığı bir durumla karşılaştığında yaşadığı çatışma türüne, yaklaşma-kaçınma çatış­ması denir.
Fatma, arkadaşları ile tatile git­miştir, fakat tatilde hastalanmıştır. Fatma, arkadaşları ile birlikte denize girmeyi çok ister ama denize girerse hastalığı artacaktır. Fatma, denize karşı aynı zamanda, hem olumlu hem de olumsuz duygular yaşamak­tadır. Böyle bir seçim yapmak zorun­da olmak, Fatma'nın gerginleşmesi­ne neden olmuştur.
       
İnsanlar, yaşamları boyunca pek çok çatışma yaşarlar. Çatışma insa­nın gergin ve huzursuz olmasına yol açar.
        Çatışmaya yol açan durumlar insan için ne kadar önemli ise gerginlik de o kadar fazla olur.
Bir karara varılması ile çatışma ve gerginlik son bulur.

DENGELENME (HOMEOSTATİS)

        Organizmanın canlılığının devam etmesi için biyolojik denge durumunun sürdürülmesi gereklidir. Organizmada, bu denge durumunu sağlayan sisteme homeostatis denir
. Bu sistem sayesinde, dış şartlar değişse bile organizmadaki denge durumu bozulmaz. Hiçbirimiz her gün ne kadar su, şeker, tuz ve vitamin almamız gerektiğini hesaplamayız. Buna karşın denge durumumuz sürer. Hava ısısı ne kadar değişirse değişsin, vücut ısısı sabit kalır. Hava soğuduğu zaman kan damarları cilde yakın yerlerde daralır ve titreme olur. Böylece vücut ısısı korunur. Hava sıcak olduğu zamanlarda da damarlar genişler ve terleme ile vücut ısısı düşürülür.
        Eğer organizma bu dengeyi kendi kendine sağlayamazsa eksikliği gidermek için harekete geçer. Su dengesi bozulan organizma, su aramaya yönelir. Besin dengesi bozulmuşsa besin aramaya yönelir. Böylece homeostatis, gerektiğinde dürtüleri de harekete geçirerek kararlı bir iç çevre yaratır ve canlılığın devamını sağlar.
       
Engellenme ve çatışmalar da ruh sağlığı dengesini bozabilir. Bu durumda kullanılan savunma mekanizmaları, gerginliği hafifleterek ruh sağlığı dengesinin korunmasını sağlar.

STRES (ZORLANMA)

Stres, günümüzde herkesin kullandığı bir kavramdır. Gazeteler, stresten nasıl kurtulacağımıza ilişkin yazılar yayımlıyor. Magazin sayfasında, eğlenen insanların fotoğraflarının altında "Stres atıyorlar" sözleriyle haberler çıkıyor. Stres üzerine yazılmış pek çok kitap satılıyor. Büyük şirketlerde, işletmelerde bu konuda kurslar veriliyor. Bu insanlara tek tek gidip sorduğunuz zaman, stresi çok farklı biçimde tanımladıklarını görüyoruz. Bu tanımlara baktığımızda, insanların stresi kendi yaşam biçimlerinde karşılaştıkları zorluklara göre anlattıklarını görüyoruz. Bu tanımlardan bazıları şöyledir:
• Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginlik süresinin uzaması.
• İçten ya da dıştan gelen etkilerle, duygu ve davranışlarda ortaya çıkan rahatsız edici bir durum ve bundan duyulan rahatsızlık.
• Bunalım, gerginlik.
• Bir şey yapmak istememe.
• Kişinin kendi üzerinde baskı hissetmesi.

        Bu tanımlardan, insanların yaşadıkları olaylar nedeni ile genel olarak zorlandıkları anlaşılmaktadır. Bir sınav döneminde, çok sayıda dersten sınava hazırlanmakta olan öğrenci, yoğun çalışma temposunun baskısı altında kalır. Aynı zamanda başarısız olma kaygısı da vardır. Bu koşullara bir de aile içinde geçen tartışmalar eklenirse öğrenci bunalır. Bu durumda öğrencide bazı bedensel ve ruhsal tepkiler görülür. Öğrencinin yaşadığı bu duruma stres denir.

STRESİN TANIMI

      
Stres sözcüğü ilk kez fizikçi olan Robert Hooke ve Thomas Young tarafından kullanılmıştır. Young'a göre stres, maddenin kendi içinde olan bir güç ya da direncidir. Daha sonra stres, çeşitli bilimlerde farklı anlamlarda kullanılmıştır.
       Psikoloji bilimi içinde stresi tanımlamak, sistem kavramına dayanmaktadır. İn­san canlı bir sistemdir. Canlı sistemler hiyerarşik olarak en basitten (hücre) en karmaşığa (insan organizması) kadar giden açık sistemlerdir. Sistemlerin varlığı, sistem içindeki ve dışındaki tüm değişkenlerin dengede olmasına göre program­lanmıştır. Dengedeki bozulma, sistemi (organizmayı) harekete geçirir. Organizma, yeniden dengeyi kurar ve canlılığını sürdürür. Bu denge biyolojik, psikolojik ve sosyal dengedir.
      
Stres; sisteme giren ve sistemden çıkan madde, enerji ya da bilginin yeter­sizliği, aşırılığı ya da uyuşmazlığı durumunda, dengenin bozulduğuna ve yeni­den uyum yapılması gerektiğine yönelik bir işarettir.
      
O halde stres biyolojik, psikolojik ve sosyal dengelerin bozulduğunu haber verir. Dengenin bozulması kar­şısında organizmanın gösterdiği tepkidir. Canlılığın sürdürülmesi açısından fonksiyonel değeri vardır. Gece evine giden bir insanın karşısına yankesici çıktığında kişi bir tehdit ile karşı karşıya kalır. Canına ve malına yönelik bu tehdit karşısında stres tepkisi gösterir. Bu tepkinin altında yatan neden bireyin varlığını sürdürmesidir. Bu tepki bireyde, zihinsel, duygusal, fizyolojik ve davranışsal bir dizi değişikliği başlatır. Zihinsel değişiklik bu durumu bir tehdit olarak yorumlamaktır. Duygusal değişiklik, yaşadığı korkudur. Fizyolojik değişiklik, organizmayı kaçmaya ya da savaşmaya hazır hale getiren değişmelerdir. Davranışsal değişiklik ise sakin sakin yürürken koşarak kaçma ya da mücadele etme davranışıdır.

STRES YARATAN FAKTÖRLER

       
Stresin nedenleri çok çeşitli olabilir. Bir insan için stres nedeni olmayan bir durum, başka bir insan için stres nedeni olabilir. Geçmişte strese neden olmayan bir durum, başka etkenlerin eklenmesiyle strese neden olabilir. Stres nedenleri ya dışarıdan gelir ya da insanın kendisinden kaynaklanır.

DIŞSAL-ÇEVRESEL NEDENLER

Çevresel nedenler; havanın aşırı sıcak ya da soğuk olması, hava kirliliği, gürültü gibi fiziksel nedenlerdir. Eğer insanın bulunduğu mekan çok soğuk ve havası kirli ise insanın vücudundaki biyolojik denge bozulur. İnsanlar, bu duruma uyum sağ­lamaya ve canlılığını korumaya çalışırlar. Bu çaba uzun sürerse stres oluşur. İklim koşullarındaki değişmeler, hareket ve uyarım yoksunluğu da strese neden olan etkenlerdir. Hayvanlardan farklı olarak insanoğluna özgü stres kaynakları; savaşlar, terör, göçler ve kitlesel çevre iletişim araçlarına bağlı bilgi bombardımanı­dır. Hızlı gelişen teknolojiye uyum sağlamaya çalışmak insanlarda stres yaratır. Bunlardan başka bazı meslekler de insanda stresi artırabilir. Hava alanlarında kont­rol kulelerinde çalışanlar, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, gazeteciler mesleklerinin özelliği gereği büyük stres altındadırlar. Çevresel nedenler içinde ilk sırayı, teknoloji kazaları almaktadır. Sel, deprem gibi doğal afetler de diğer çevresel nedenlerdir. Çevresel stres nedenleri, kontrol altına alınamaz. Ancak insan, stres tepkisi göstererek dengeyi korumaya çalışır.

İÇSEL / PSİKOLOJİK NEDENLER

       
Her insan, aynı çevresel etkenlerden aynı biçimde etkilenmez. İçsel nedenler de stresi artırabilir.
Bir sınavdan başarısız olan öğrenci, o dersin ikinci sınavında, daha soruları görmeden başarısız olacağını düşünebilir. Bu düşünce biçimi, içsel bir stres nedenidir.
        Bireyin kişilik yapısı da kendi başına stres oluşturabilir.

        A tipi kişilik dediğimiz bu kişilik yapısında birey rekabetçi, başarı yönelimli, atılgan, saldırgan, hoşgörüsüz, acımasız ve mükemmeliyetçi özellikler taşımaktadır. İnsanların yaşadığı yoğun stresin çoğunluğu, onların olaya verdikleri anlamla ilişkilidir. İnsan, gelişmiş beyni sayesinde pek çok durumu kontrol edebilmekte; strese yol açan durumları çözebilmektedir. Ancak, beynin otomatik işleyişi olaylara anlam verirken stres oluşturucu etmenleri artırmaktadır.
       B tipi kişilik ise daha rahat, uysal, daha az rekabetçi ve daha az saldırgandır. Telaşlı değildir.  Zorlanmalar karşısında daha az paniğe kapılır.
İnsanın yaşamında, gelişim dönemlerine özgü stres oluşturucu nedenler vardır. Okula başlayan çocuğun okula uyumu, buluğ çağının fizyolojik ve psikolojik değişmelerine uyumu, seçilen mesleğe uyumu, bireyin çaba göstermesine neden olur. Yaşam devam ettikçe yenileri eklenir. Anne-baba olmaya uyum, emekliliğe uyum, yakınların ölümüne uyum birer stres nedenidir.
       Her insanın yaşadığı olaylardan olan taşınma, boşanma, iş değiştirme, yakın birinin hasta olması ya da ölümü stres faktörleridir.
       Aile ilişkilerindeki uzun süreli gerginlikler, yalnızlıklar, kendini bir şeye adayamama içsel faktörlerdendir.
       Zihinsel süreçler içinde, bireyin sahip olduğu ön yargılar, algılamadaki çarpıtmalar; olayların ve durumların farklı anlam kazanmasına neden olur. Sınavı kazanmanın kendisi için ölüm kalım meselesi olduğunu düşünen bir öğrenci daha fazla stres tepkisi gösterir.

STRES ÇEŞİTLERİ

İYİ STRES
       
Stresin tamamen insanın yaşamını tehdit eden bir durum olduğunu söylemek yanlış olur. Belli bir düzeyde stres, insanı olumlu yönde etkiler. O halde stres iki çeşittir. İyi (olumlu) stres, kötü (olumsuz) stres.
       
Bireyin verimliliğini en üst seviyede tutan ve bireyi sağlıklı, mutlu kılan strese iyi stres denir. İyi stres kişiyi güdüler, başarının artmasına neden olur. İyi stres, insana mutluluk veren strestir. Kararlar hızla ve kolayca verilir, baskılar altında bile sakin kalınabilir. İyi stres bireyin kendisini geliştirmesine yardımcı olur. İyi stres bireyin sağlığını korur. Örneğin, uzun süredir beklenen iş görüşmesinin gerçekleşmesi, evlenme, piyangodan para çıkması, insanda olumlu stres yaratabilir. Sınıfta yapılacak olan bir münazara için hazırlanan öğrencilerin yaşadığı stres, olumlu strestir. Ancak stresin olumlu olmasını sağlayan, olayın niteliği değildir. Stresin belli bir düzeyde olmasıdır. Stresin az olması, çok olması kadar insanı rahatsız eder. Her insanın olumlu stres düzeyi farklıdır. Hatta bir insanın olumlu stres düzeyi, zaman içinde değişiklik gösterebilir. Fakat bir miktar stres hepimiz için gereklidir, hatta yararlıdır. İşte bizim yaşamımızı olumlu bir biçimde etkileyen düzeydeki bu strese, olumlu stres denir.

KÖTÜ STRES
        Yaşanan stresin uzun süre devam etmesi sonucunda, organizmanın tekrar eski denge durumuna dönememesi ile ortaya çıkan strese, olumsuz stres denir. Önemli yaşam olaylarının yanı sıra, uzun süre yaşanan küçük sıkıntılar da olumsuz strestir.
Çok az ya da aşırı stres durumunda kalındığında, birbirine benzer belirtiler görülmektedir. Uyku düzenindeki değişmeler, ilişkilerdeki gerginlikler, iştahtaki değişmeler, güç kaybı, verilen yanlış kararlar, bunların bir kısmıdır. Bu belirtilerin farkına vardığımız zaman stres düzeyimizin ya çok düşük ya da yüksek olduğunu anlayabiliriz. Bu durumda yeteneklerimizi, en üst düzeyde kullanamayız. Yeniden eski verimimize dönebilmek için stresimizi, ya artırmamız ya da azaltmamız gerekir. İşte yaşamımızı zorlaştıran, sağlığımızı bozan bu düzeydeki stres kötü (olumsuz) strestir.
        Kötü stres beden ve ruh sağlığını tehdit eder, verimi düşürür.
Olumlu stres ise bireyin kendini geliştirmesine yardımcı olur ve sağlığını korur. Olumsuz stresi olumlu strese düşünce biçimi değiştirilerek ve etkili başa çıkma yöntemleri kullanılarak dönüştürülebilir. Birey, olayları bir tehdit değil de bir fırsat olarak düşünürse kötü stresi iyi strese dönüştürebilir.
Başka bir açıdan stresi, anlık ve sürekli stres olarak ikiye ayırabiliriz.

ANLIK STRES
       Öğretmeni, Ali'den dersi özetlemesini istemiştir. Ali, dersi özetlerken oldukça gergindir. Konuşması bittiğinde derin bir nefes alarak oturur. Birkaç dakika gevşedikten sonra dersi dinlemeye devam eder. Burada Ali'nin stres kaynağı öğretmeninin dersi özetlemesini istemesidir. Ali dersi anlattıktan sonra, onun için yaşam, eski akışına dönmüştür. Ali, stres kaynağı ile etkili bir şekilde baş edebilmiştir.
Anlık (kısa süreli) stres, insanın başa çıkmaya çalıştıktan sonra gevşeyebildiği ve günlük yaşantısına devam edebildiği türden strestir.
Bu durumda, anlık tepkiler gösterilmesi, organizmayı eski haline dönüştürür.
        Böyle durumlarda bedenimiz ciddi bir zarar görmez fakat her zaman stres oluşturan durumlarda bu şekilde baş edemeyebiliriz. Arka arkaya gelen çözülmemiş stres nedenleri devam ederse, fizyolojik tepkilerimiz de artarak sürer. Bu tepkiler bir şekilde azalsa bile hiçbir zaman tam olarak stres öncesi düzeye dönülemez. Beraberinde sürekli bir kaygı, düş kırıklığı ve üzüntü de yaşarız.

SÜREKLİ STRES
        Az ve hafif stres yapan durumlarda, gevşeyememe sonunda stresin yavaş yavaş artması ile ortaya çıkan strese sürekli (uzun süreli) stres denir.
Çözülebilir türden stresli durumlar da çok sayıda olduğu zaman uzun süreli strese neden olabilir. Örneğin, ödevler için tanınan süreyi aştınız, yakında hazırlanamadığınız bir sınav var, evde anneniz hasta, arkadaşınızla tartıştınız. Tek tek bakıldığında hepsinin üstesinden gelebilirsiniz. Her stres kaynağı tek başına, bedeninizin tepki göstermesine neden olur. Kaygılı olursunuz. İlk stres kaynağı ile başa çıkma fırsatı bulamadan diğerleri gelirse gafil avlanırsınız. Bir süre sonra bunlarla başa çıkma olanağı bulamazsınız. Stres öncesi düzeye dönemeyebilirsiniz. Bu durum sizi, uzun süreli stres içine sokar. Uzun süreli stresten zarar görmeniz kaçınılmazdır. Bütün gün ev işleri ve çocuklarla ilgilenen bir ev hanımı, önemli bir durumla karşılaşmaz. Buna rağmen baş ağrıları, sindirim sistemi hastalıkları, sırt ağrıları gibi pek çok yakınmaları ortaya çıkabilir.

STRESE GÖSTERİLEN TEPKİLER

        Stres oluşturan durumlar her birimiz için farklı olmakla birlikte, strese karşı
be­denlerimizin gösterdiği fizyolojik tepkiler şaşılacak derecede benzemektedir. Kan basıncının artması, kalp atışlarının hızlanması, terleme, solunum hızlanması vb. Bu tepkiler, bedenimizde istemsiz olarak oluşur ve düzenli bir sıra izler.
       
Cannon, deneylerini yaparken bir tehlike ile karşılaşan tüm hayvanların savaş­maya ya da kaçmaya hazırlandıklarını görmüştür. Yapılan davranış (savaşma ya da kaçma) hangisi olursa olsun, hayvanın bedeninde bazı fizyolojik değişmelerle ortaya çıkmaktadır. Cannon bu değişmelere "savaş ya da kaç tepkisi" adını vermiştir. Eğer organizma stres yaratan tehlikeyi yenebileceğini hissediyorsa savaş tepkisi gösterir. Tehlikeyi yenemeyeceğini düşünüyorsa kaçma tepkisi gösterir.

BEDENİN GÖSTERDİĞİ TEPKİLER

Bir tehdit ya da yeni bir uyarıcı ile karşılaştığımızda, saniyeler içinde çok karmaşık, bir dizi bedensel tepki oluşur. Bu tepkilerin yaşamın devamını sağlamasına yönelik fonksiyonel etkisi vardır. Bu tepkiler şunlardır:

• Rahatlama ve gevşeme durumlarından sorumlu parasempatik sistem yavaşlar.
• Hareket ve enerjiden sorumlu sempatik sistem hızlanır.

Bunun sonunda;

• Enerji sağlamak için hormon üretimi artar.
• Bedende birikmiş şeker ve yağlar kana karışır.
• Gerekli oksijeni sağlamak üzere solunum ve kalp atışları hızlanır, kan basıncı artar.
• Kan, beyin ve gövde kaslarına doğru gider.
• Kana daha çok akyuvar karışır.
• Kaslar gerginleşir, sindirim sistemi durur, terleme artar.
• Bağırsak ve idrar torbası kasları gevşer.
• Göz bebekleri genişler, tüm duyumlar en yüksek işleyiş düzeyine gelir. Tüm bu biyolojik değişmelerin sonunda bireyin fark edebildikleri ise;

• Nabızda artış, terlemede artış,
• Kasılmış bir mide, gergin kaslar,
• Kalbin hızlı hızlı çarpması,
• Nefeste daralma,
• Dişlerin gıcırdatılması, çenenin kasılması,
• Konsantrasyon güçlüğü,
• Aşırı tedirginlik,
Duyguların yoğunlaşması ile olaylar karşısında korku, kaygı, öfke gibi duygu­sal tepkilerde artış olur. Birey küçük bir aksilik karşısında büyük tepki gösterir.
     Bu tepkiler, acil durumlarla başa çıkmamızda bize yardımcı olurlar. Bu durumlarda enerji, olumlu bir biçimde harcanmaktadır. Birey kendisini tehlikelerden koruyabilmekte ve varlığını sürdürebilmektedir.
       Çağdaş toplumlarda ise bu "savaş ya da kaç" tepkisi artık gerekli ve yararlı olmadığı halde yine de harekete geçer. Örneğin, borç senetlerini ödemek üzere masaya oturduğumuzda, bir sınavda soru kağıtları dağıtıldığında, kız arkadaşımızı ilk kez bir yere davet ettiğimizde, bu tepki gerçekleşmiş olur.

ZİHNİN GÖSTERDİĞİ TEPKİLER

Olumlu stres durumlarında zihin berraklaşır, bilgiler kolayca hatırlanır, doğru kararlar verilir. İnsanlar olumsuz stres durumlarında ise dikkatini bir noktaya toplamakta zorlanırlar. Olumsuz düşünceler otomatik olarak gelmeye başlar. Dikkat zayıflamıştır. Bilinçli düşünme azalır. Bunun sonunda yanlış kararlar verilir ve başarı düşer.

YARARLI OLANLAR

Stresle baş etmede yararlı olan düşünme biçimi, bireyin stresli durumla karşılaşmadan önce, kendisini hazırlamayı gerektirir.

 
Geçmişte benzer bir olayı başarıyla çözdüğünüzü anımsayın.
  Kendinize cesaret verin.
  Mantıklı düşünmeye çalışın.
  Problemi tanımlayın ve elinizdeki seçenekleri gözden geçirin.
  Problemi başarı ile çözdükten sonra, olumlu şeyler söyleyerek kendinizi ödüllendirin.

Kendi kendimize yaptığımız bu olumlu diyalog, stresle başa çıkmada önemli bir araçtır. Belirsizlik stresi artıran bir durumdur. Olayların bizim kontrolümüz altında olduğunu düşünmek belirsizliği ortadan kaldırır. Olayların bizim kontrolümüz altında olduğunu hissedersek stresi azaltırız.

YARARSIZ OLANLAR

Temelde bireyin tutum ve inançlarından kaynaklanan olumsuz konuşmalar, stres düzeyinin yükselmesine neden olur. Stresle başa çıkmada yararsız olan bu düşünce biçimi, bireyin problemlerini çözmesini engeller.
  "Ya hep ya hiç" türü düşünme.
  Aşırı genelleme: Tek bir olumsuz olaydan hareketle, ardından gelen her şeyi bir yenilgi gibi değerlendirmek.
  Zihinsel süzgeç: Yalnızca olumsuz ayrıntılar alınıp dikkatin onlara yoğunlaştırılması. Böylelikle gerçeğin tümünü olumsuzlaştırmak.
Olumluyu geçersiz kılmak: Günlük yaşamdaki olumlu olayların olumsuz yanlarını bularak onları çarpıtma.
  Hemen bir sonuca varmak: Elimizde düşüncemizi destekleyecek kesin kanıtlar olmadığı halde hemen olumsuz yorumlar yapmak.
  Aşırı büyütme ya da aşırı küçültme.
  Duygusal mantık yürütme.
"me"li "ma"lı cümleler: Örneğin, insan mutlaka en iyi olmalı, çalışkan olmalı...
  Etiketleme ve yanlış etiketleme.
  Kişiselleştirme.

Bu türdeki düşünme biçimleri, insanın içinde bulunduğu durumu, gerçek şekli ile değerlendirmesini engeller.

 


Yorum Yaz