Psikolojiye Giriş

1. PSİKOLOJİNİN KONUSU

        İnsanı insan yapan en temel özellikleri, düşünmek ve merak etmektir. İnsanın, tarihin ilk dönemlerinden beri en çok merak ettiği ve en çok araştırdığı konulardan biri de, yine kendisi olmuştur. İnsanlar önce nasıl ve neden rüya gördüklerini merak etmişlerdir. Bu sorularına ilk medeniyetlerde inançları doğrultusunda, İlk Çağ'da da felsefe içinde cevap aramışlardır. Daha sonra insanlar nasıl gördüğünü, işittiğini, tat aldığını açıklamak istemişlerdir. Biyoloji ve fizyoloji bilimlerinin gelişmesi ile insan organizmasının yapısı ve işleyişi açıklanmıştır. Ancak bütün bu bilgiler insanın neden ağladığını, güldüğünü, korktuğunu ve nasıl öğrendiğini açıklamakta yetersiz kalmıştır. Bu sorular diğer insan bilimlerinin ve en sonunda psikolojinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

         Psikoloji, ruh anlamına gelen “psyche” (psike) ve bilgi anlamına gelen “logos” sözcüklerinden oluşmuştur. Buna göre psikoloji, ruh bilgisi anlamına gelir İlk Çağ'da Aristoteles (M.Ö. 384-322) tarafından bu anlamda kullanılmış ve uzun sü­re felsefe içinde yer almıştır. 19. yüzyılın sonlarında bir bilim dalı olarak gelişen psi­koloji, ruh açıklamalarını bir tarafa bırakmıştır.

                         

         O halde psikolojinin konusu nedir? Psikolojinin konusu; insanın düşünmesi, öğrenmesi, algılaması gibi çeşitli etkinlikleridir. Psikoloji, bireyi bu etkinlikleri ile ele alıp inceler. Bu etkinlikleri tanımlar, nasıl ve neden oluştuklarını açıklar. Psikoloji, davranışları açıkladığı gibi genel prensiplere de ulaşmaya çalışır. İnsan davranışlarını inceleyen psikoloji, aynı zamanda hayvan davranışlarını da inceler. Bütün bu çalışmaların amacı insanı daha iyi anlamak ve ona yararlı olacak bilgilere ulaşmaktır. Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarının gözlenebilir ve ölçülebilir olanları ile zihinsel süreçleri inceleyen pozitif bir bilim dalıdır. Psikolojinin konusunu daha iyi anlayabilmek için bilim, davranış ve zihinsel süreç kavramlarının tanımlanmasında yarar vardır.

a. BİLİM

          İnsanoğlu sürekli olarak çevresinde olup bitenleri merak etmiş, onları açıklamaya çalışmıştır. İşte, bu bilme isteği sonucunda çeşitli araştırmalar yaparak pek çok bilgi elde etmiştir. Bu bilgiler sayesinde çevresini tanımış, ona egemen olmuş ve onu kendi istekleri doğrultusunda değiştirmiştir. Bilgilerin bir araya toplanması, gelişmesi ve teknoloji alanında kullanılması sonucunda çeşitli bilim dallan ortaya çıkmıştır.

       Bilim, belli bir alanda bilimsel yöntemle elde edilmiş düzenli ve sistemli bilgiler bütünüdür. Bilgi, çeşitli yollarla elde edilen gerçeklerdir. Bilimsel bilgi ise bilimsel yöntemle elde edilmiş, doğrulanabilen kesin bilgilerdir. Bu bilgiler olay ve nesnelerin düzenli bir şekilde gözlenmesi, ölçülmesi ve deneyler sonucunda kontrol edilmesiyle oluşturulur.

        Her bilim dalının konusu farklıdır. Örneğin, biyoloji, canlı organizmaların yapısını; kimya, maddenin yapısını; coğrafya, yeryüzü şekillerini inceler. Sosyoloji, toplumun yapısını ve işleyişini; psikoloji de insan ve hayvan davranışlarının ölçülebilir olanlarını inceler.

       Bir bilgi türünün bilim olabilmesi için çeşitli özellikler taşıması gerekir. Psikolojinin de bilim olabilmesi için aşağıdaki koşulları taşıması gerekir.

Objektif olmak: Psikoloji, davranışı açıklarken herhangi bir ön yargı ya da inancın etkisinde kalmamalıdır. Belli bir düşünceye hizmet etmeye çalışmamalı ve olanı olduğu gibi açıklamalıdır.

Bilimsel yöntemi kullanmak: Psikoloji, bilimlerin kullandığı yöntemleri ve kendi konusuna uygun metot ve teknikleri kullanmalıdır.

Genel-Geçer olmak: Psikolojide elde edilen bilgiler kabul edilebilir olmalı ve tüm insanların davranışlarını açıklamada kullanılmalıdır.

Eleştirici olmak: Davranışı açıklamak kolay değildir. Bir davranışın altında çeşitli nedenler yatar. Bu nedenle doğruluğu verilerle kanıtlanmamış hiçbir açıklama doğru olarak kabul edilmemelidir.

Determinizm: Determinizm, aynı koşullar içinde aynı nedenlerin aynı sonuçlan doğuracağı ilkesidir. Psikoloji, davranışı neden-sonuç ilişkisi içinde açıklar.

                                      

b. DAVRANIŞ

           Davranış, bir organizmanın gözlenebilen ve ölçülebilen tüm etkinlikleridir.

           Organizma, canlı varlık anlamında kullanılır. Bu yönü ile insan ve hayvan birer organizmadır. İnsan ve hayvanların bir uyarıcı sonunda ortaya çıkan her türdeki etkinliği bir davranıştır. Örneğin, organizmanın acıkınca yemek yemesi, kendini geliştirmek için kitap okuması, mutlu olduğunda gülmesi, otobüsü kaçırmamak için koşması, dinlenmek için uyuması birer davranıştır.

       Psikoloji insan davranışlarını daha iyi anlayabilmek için hayvan davranışlarını da inceler. İnsanlar üzerinde yapamadığı birçok deneyi hayvanlar üzerinde gerçekleştirerek karşılaştırmalar yapar. Hayvan üzerinde yapılan deneyler sonunda elde edilen bilgiler insan davranışlarına ışık tutar. Örneğin, kalıtım ile ilgili deneyleri insan üzerinde yapmak hem insanın ömrü uzun olduğu için zordur hem de sakıncalıdır. Bu deneyleri hayvanlar üzerinde yaparak insan davranışlarına kalıtımın etkisini araştırabiliriz. Ayrıca birçok davranış uyarıcı-tepki ilişkisi sonucu meydana gelmektedir. Bu tür davranışlarla ilgili deneyleri hayvanlar üzerinde yapmak daha kolaydır. Elde ettiğimiz bilgileri insan davranışlarını açıklamada kullanabiliriz. Diğer yandan evrenin bir parçası olan hayvanlar da davranışları açısından incelenmeye değer varlıklardır. İnsanoğlu karıncaların neden yuvalarına yiyecek taşıdığını ya da kuşların neden göç ettiğini merak eder. Evreni bütünü ile kavramak isteyen insan, hayvan davranışlarını da açıklamak ister. Böylece insanın ve hayvanın doğadaki yerini daha iyi kavrar ve bütünleyici bir bakış açısına sahip olur.

c. ZİHİNSEL SÜREÇLER

            Zihinsel süreçler, organizmanın doğrudan gözlenemeyen, ancak dolaylı yollarla gözlenip ölçülebilen davranışlarıdır. Bunlar ileride ele alıp inceleyeceğimiz zeka, bellek, algılama, düşünme, öğrenme gibi duyuşsal ve bilişsel süreçlerdir. İnsanın duyguları, düşünceleri yani iç dünyasında gerçekleşen ve yaşanan bu olaylar, dolaylı olarak gözlenip ölçülebilir. Örneğin, bir öğrencinin derste öğrendiklerinin ne kadarını hatırladığını gözlemleyemeyiz. Ancak, sınavda yaptığı hata sayısı ile ne kadar hatırladığını ölçebiliriz.

2. PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI

         Bilimin amacına paralel olarak psikoloji biliminin amaçları; insan davranışlarını tanımlama, anlama, açıklama, önceden kestirebilme, etkileme ve kontrol altına almaktır.

 

               Ağaç adam

a. İnsan Davranışlarını Tanımlama

        Psikolojinin konusu davranıştır. Psikoloji Öncelikle davranış kavramım ve bu kavram kapsamında ele aldığı konuları tanımlama amacı güder. Bu aşamada amaçlanan öğrenme nedir, davranış nedir, zeka nedir, yetenek nedir gibi soruların yanıtlandırılmasıdır. Örneğin, Fatma Hanım'ın ailesi için yemek pişirmesi Dilek'in ödevini yapması, sınıfım geçemediği için Begüm'ün ağlaması birer davranıştır. Psikoloji, bu davranışları tanımlar.

b. İnsan Davranışlarını Anlama ve Açıklama

           Davranışları anlamak, davranışın ortaya çıkış nedenini bulmak ve neden-sonuç ilişkisini kurarak açıklamaktır. Başka bir deyişle neden-sonuç ilişkisinden hareket ederek yasalara ulaşmaktır. Örneğin, uzun süre stres altında kalan insanda bedensel ve psikolojik bozukluklar görülür. Psikoloji bu bozuklukları insanın yaşadığı gerginliklerle açıklar. Bu bilgiye bedensel ve psikolojik bozukluk gösteren insanların stres düzeyleri ölçülerek ulaşılır. Hasta olan insanların çoğunda stres düzeyinin yüksek çıkması bu yasaya ulaşmamızı sağlar.

c. İnsan Davranışlarını Önceden Kestirebilme

        Psikoloji, davranışların nedenlerini ortaya koyduktan sonra, benzer durumlarda benzer davranışların ortaya çıkacağım önceden tahmin edebilir. Örneğin, yeterince güdülenmemiş öğrencinin ders çalışamayacağını ve başarısız olacağını tahmin edebiliriz. Öyleyse bir öğrenci, yeterince güdülenmemişse başarısız olacaktır diyebiliriz

d. İnsan Davranışlarını Etkileme ve Kontrol Etme

Bu aşamada, davranışın olumlu (İstenen) yönde gelişmesi için, ortaya çıkacak olumsuz (istenmeyen) durumların kontrol edilmesi ve önlenmesi amaçlanır. Psikoloji elde ettiği bilgilerle günümüzde, eğitim alanında, etkileme ve kontrol etme amacını gerçekleştirmektedir. Örneğin, gelişim psikolojisinde, çocuğun sağlıklı gelişmesi için iyi beslenmesi; -iyi eğitim alması, temiz ve sağlıklı bir ortamda yaşaması gerektiği bilinmektedir. Gelişimi normal olmaya çocuklara yukarıdaki koşulla oluşturularak bu çocukların normal gelişimleri sağlanabilir. Psikolojinin elde ettiği bilgilerden yararlanarak bireyin ve toplumun ruh sağlığını koruyucu önlemler alınır. Okullarda yapılan meslek seçimi rehberliği ile bireylerin ilerideki mesleklerini mutlu bir şeklide yürütmelerine yardımcı olunur.

3. PSİKOLOJİDE YAKLAŞIMLAR

         Psikoloji, 19. yüzyılın sonlarında bağımsız bir bilim dalı haline gelmiştir. Daha sonra felsefenin etkisinden kurtularak pozitif bir bilim olma çabası içine girmiştir. Bu amaçla ilk psikoloji laboratuvarı 1879 yılında Almanya'nın Leipzig Üniversi-tesi'nde Wilhelm Wundt (Vilhelm Vunt, 1832-1920) tarafından kurulmuştur. Böylece psikolojinin konu ve yönteminin ne olması gerektiği ile İlgili tartışmalar ve çalış­malar hız kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucu psikolojide, farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.


                                       

           Psikolojideki her yaklaşım, davranışı farklı bir yönü ile ele alarak değişik yöntemlerle açıklamaya çalışmaktadır Tarihî gelişim içinde bu yaklaşımların sayısı çok fazladır. Bunların başlıcaları; Yapısalcılık, İşlevselcilik, Geştalt, Davranışçılık, Psikodinamik Yaklaşım, Hümanisttik Yaklaşım, Biyolojik Yaklaşım ve Bilişsel Yaklaşımdır.

         Yapısalcılık, zihnin yapısını temele alan, Wundt'un öncülüğünü yaptığı akım­dır. Wundt'a göre psikoloji, bilinci, onun yapısını ve onu meydana getiren eleman­ları incelemelidir. Bunu yaparken bireyin bir olay ya da konu hakkında kendi ken­dini gözleyip araştırmacıya aktarması ilkesine dayanan içe bakış (iç gözlem) tekniğini kullanmalıdır.

        İşlevselcilik, zihnin yapısını değil işlevlerini konu edinen akımdır. Bu akımı savunan W. James (Ceymis, 1842-1910) ve J. Dewey (Dövi, 1859-1952) gibi psikologlara göre bilinç, algılama, düşünme gibi süreçlerin insan yaşamındaki önemi gözlem ve iç gözlem yöntemi ile araştırılmalıdır. Bu yöntemle bireyin çevreye, yaşama daha iyi uyum sağlaması için gerekli bilgiler toplanabilir.

         Geştalt psikolojisi, başta algı olmak üzere düşünme, öğrenme gibi zihinsel süreçlerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunur. Bütünün parçadan ayrı ve daha karmaşık olduğunu kabul eder. Gestaltçıların bu görüşleri psikolojide özellikle algı ve öğrenme konusunda büyük yararlar sağlamıştır.

        Günümüzde geçerliliğini koruyan diğer yaklaşımlar da şunlardır.

a. Davranışsal Yaklaşım

          Davranış, bir organizmanın gözlemlenebilen etkinlikleridir. Bir öğrencinin teneffüste bahçede koşması, bir çocuğun ağlaması, tahtaya kalkan öğrencinin tahtaya yazı yazması birer davranıştır ve gözlemlenebilir.

         Davranışçı yaklaşımın öncüsü Amerikalı Psikolog John B. Watson (Con Vatsın, 1878-1958) Watson'a göre psikolojinin konusu, gözlenebilen davranışlardır. Davranışları açıklayabilmenin temel yolu da deney ve gözlemdir.

         Davranışçı yaklaşımdan önce psikolojide, içe bakış yöntemi kullanılırdı. İçe bakış yönteminde kişinin kendi zihinsel algısı ve gözlemleri dikkate alınırdı. Bireyler kendilerini bu yöntem ile değerlendirirlerdi. Davranışçılara göre, psikolojinin nesnel bir bilim dalı olabilmesi için bu yöntemi kullanmaması gerekir. Çünkü bu yöntemle elde edilen bilgiler özneldir. Psikoloji sadece bireyin başkaları tarafından gözlenebilen etkinlikleri ile ilgilenmelidir. Bu yaklaşım, her türlü etkinliği davranışa indirgeyerek açıklamaya çalışır.

        Watson'dan sonra F.B. Skinner (Skiner, 1904-1990)'in çalışmaları sayesinde psikolojinin konusu, uyarıcı-tepki ilişkisine indirildi. Davranışsal yaklaşımı savunan psikologlara göre davranış, U-T (Uyarıcı-Tepki) bağıntısından ibarettir. Buna göre organizmanın içinde olup bitenler dikkate alınmaz. Psikologlar, uyarıcı ve tepki arasında gerçekleşen zihinsel süreçleri incelemez. Sadece deney ve gözlem yöntemini kullanarak davranışları inceler. Davranışsal yaklaşımı savunanlara göre insan davranışlarının açıklanabilmesi için hayvan davranışlarının da incelenmesi gerekir. Bu nedenle davranışçı psikologlar hayvanlar üzerinde birçok deney yapmışlardır.

b. Psîkodinamik Yaklaşım

Psikodinamik yaklaşım Sigmund Freud (Sigmınd Froyd, 1856-1939) tarafından ileri sürülmüş, daha sonra Adler (Adler, 1870-1937) ve Jung (Yung, 1875-1961) tarafından desteklenmiştir.

Freud, davranışları bilinçaltı ile açıklamak ister. Bilinçaltı kavramını ilk ortaya koyan psikolog Freud' tur. Bilinç kişinin kendisinden ve çevresinden haberdar olma halidir. Bilinçaltı ise kişinin zihninde bulunan fakat farkında olmadığı dürtüler, yaşantılar, tutumlardır. Freud, her davranışın bilinçaltında bir nedeni olduğunu söyler. Gitmemiz gereken fakat hiç hoşlanmadığımız bir toplantının saatini unutmamız, canımızı sıkan bir insanın ismini hatırlayamamamız, dil sürçmeleri vb. rastlantı değildir. Ancak bu davranışların nedeni bilinç tarafından bilinmemektedir. Doğuştan gelen dürtüler; geçmiş yaşantılar tarafından yapılanmış duygu, tutum ve düşünceler, davranışların ortaya çıkmasında rol' oynar. Bilinçaltındaki bu duygu, düşünce ve tutumlar, kimi zaman rüyalardaki çeşitli simgelerle kendini gösterir.

Freud, davranış bozukluklarının nedenlerinin bİlinçaltından kaynaklandığını söyler. Psikanaliz tedavisi ile, bİlinçaltından gelen bu etki, bilince çıkarılarak çözümlenir. Psikanaliz, uzmanın hastası ile, onun sorunları ve sorunların çözüm yollan üzerinde konuşması ve yönlendirmesine dayalı tedavi şeklidir. Rahat bir ortamda hastanın uzmana her şeyi anlatması sağlanır. Freud, uzunca bir süre cinselliği, insan davranışlarının tek temel faktörü olarak kabul ediyordu. Ancak savaşlar sırasında insanların birbirini nasıl acımasızca öldürdüklerini gördükten sonra, insanda bir de yok etme içgüdüsünün bulunduğunu söylemiştir.

Bilinçaltındaki duygu, düşünce ve yaşantıları ortaya çıkarabilmek için rüyaların analizi ve hipnoz yöntemi de kullanılır. Rüyalar, bilincin zayıflamasıyla bilinçaltındaki doğal istekler ve kişiyi rahatsız eden yaşantıların açığa çıktığı süreçlerdir. Freud, rüyaların yorumlanması ile hastalıkların nedenlerinin açıklanabileceğini söyler. Hipnoz yöntemi, telkin yoluyla hastanın yapay bir uyku haline sokulması ve bilinçaltının açığa çıkarılmasıdır. Hipnoz halindeki hastaya sorular yöneltilerek hastalığın bilinçaltındaki nedenleri araştırılır. Telkin, bir başka kişinin bireye istediği davranışları yaptırmasıdır. Hipnoz ve telkin hastanın davranışlarını değiştirmek için kullanılır. Örneğin, sigara içen ve bırakmak isteyen bir insana hipnoz halinde iken yapılan telkin ile sigaradan nefret etmesi istenir. Kişi nedenini bilmediği halde sigaradan nefret ettiğini söyler.

Adler, bir insanın, hayatının bütün evrelerinde, doğal bir aşağılık duygusuna kapıldığını söyler. Aşağılık duygusunun, insanın davranışlarının, duygu ve düşüncelerinin belirlenmesinde rol oynadığını savunur.

Jung, kollektif ya da bireyüstü bir bilinçaltının bulunduğunu söyler.

From, psikolojik olayların sosyal faktörlerden etkilenerek ortaya çıktığını savunur.

c. Hümanisttik Yaklaşım

İnsanı temele alan hümanisttik yaklaşım, varoluşçuluk felsefesinden etkilenerek doğmuştur. Varoluşçuluk felsefesine göre insan kendi kişiliğini kendisi oluşturur. İnsan, davranışlarına yön veren kural ve değerler olmadığı için de özgürdür. Özgür insan çeşitli atılımlarla kendini gerçekleştirir. Bu nedenle bireyin yeteneklerini ortaya çıkarabilmesi ve kendini gerçekleştirebilmesi için özgür bir ortamda yetişmesi gerekir. Özgürlük felsefesinden etkilenen hümanisttik yaklaşım, her bireye saygı duyar. Her insanın başka insanlarda bulunmayan gizli yeteneklerinin olduğunu kabul eder. Bu yaklaşım, insanın gereksinimlerini esas alır. Bu gereksinimler güven, sevgi ve saygı gibi toplumsal ve doğal gereksinimlerdir. Bunların karşılanması insanın sağlıklı olması için gereklidir. Hümanistlik yaklaşım; insan davranışlarını, insanın ailesi ve toplumla olan ilişkilerinin belirlediğini ifade eder. İnsan, ailesinden sevgi ve saygı görürse özgürce yeteneklerini geliştirebilir. Ancak her bireyin kendisine Özgü nitelikleri vardır. Bu nitelikler o insanı farklı kılar. O nedenle her insan saygıya değer. Çocuk büyürken, koşulsuz sevgi görürse kendini geliştirebilir. Koşulsuz sevgi, birey hatalı davranışlarda bulunsa da onun sevgiye layık olduğunu kabul etmedir.

Bu yaklaşımın önde gelen savunucuları Maslow (Maslov, 1908-1970) ve Rogers (Racır, 1902-1987)'dır. Bu düşünürlere göre psikolojinin işlevi, bireyin özel yeteneklerini ortaya çıkarmak ve onu geliştirmektir. Bunu yaparken gözlem ve iç gözlem yöntemlerini kullanmalıdır.

d. Biyolojik Yaklaşım

İnsan beyni çok-karmaşık bir yapıya sahiptir. Günümüzde önemli gelişmeler olmasına rağmen, insan beyni işlevleri bakımından merak konusu olmaya devam etmektedir. Biyolojik yaklaşım; psikolojinin insan davranışlarını incelemesi gerektiğini ve bunu yaparken deneysel yöntemleri kullanmasını önerir. Biyolojik yaklaşım; insan beyni, iç salgı bezleri ve beslenme gibi özelliklerin, davranışları etkilediğini ileri sürmektedir.

Biyolojik yaklaşımın öncüsü Adolf Mayer (Adolf Meyer, 1866-1950)'dir.

Mayer, insan davranışlarının altında sinir sistemi ile ilgili süreçlerin yattığını ve beyin işlevlerinin davranışın ortaya çıkmasında etkili olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle psikolojinin, davranışta etkili olan beynin yapısı ile sinirsel süreçleri araştırması gerektiği vurgulanmaktadır.

Günümüzde insan beyni üzerinde önemli çalışmalar yapılmaktadır. Ne var ki pek çok nedenle, canlı bir insan beyni üzerinde deney yapmak oldukça zordur.

Buna rağmen günümüzde, beynin birçok işlevi ile yapısı hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir.

e. Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşımın en önemli temsilcisi Jean Piaget (Jan Piyaje, 1896-

1980)'dir. Bu yaklaşıma göre psikoloji, insan davranışlarını anlamaya çalışırken; bellek, düşünme ve algılama gibi zihinsel süreçleri de inceler. Psikoloji ayrıca, organizmanın gözlenebilen davranışları ile zihinsel süreçler arasındaki ilişkiyi araştırır. Bunu, deneysel yöntemlerle gerçekleştirmek mümkündür. Bilişsel yaklaşım taraftarları, insanı pasif değil aktif bir varlık olarak görmektedir. İnsan, uyarıcıları algılayıp anlamlandırarak ve yorumlayarak tepkide bulunmaktadır. Bu aşamada zihinsel süreçler, başka bir deyişle bilişsel yapı, etkili olmaktadır.

Bilişsel yaklaşım, hümanisttik yaklaşımla paralellik gösterirken deneysel yöntemlere Önem verdiği için bu yaklaşımdan ayrılır. Davranışsal yaklaşım ise bilişsel süreçleri dikkate almadığı için eksik bulunur. Çünkü insan, mekanik bir varlık değildir. Onun duygulan, inançları ve kendine has tutumları vardır.

Yaklaşımların psikolojinin gelişimine büyük katkıları olmuştur. Davranışsal yaklaşım ile bilimsel yöntemin kullanımı artmış ve öğrenme konusunda birçok bilgi elde edilmiştir. Bilinçaltı kavramı psikodinamik yaklaşım ile açıklanmış ve ruh hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli mesafe alınmıştır, Organizmanın yapısı ile davranışı arasındaki bağıntı biyolojik yaklaşımla açıklanmıştır. Bilişsel ve hümanisttik yaklaşım ile zihinsel süreçler açıklanmıştır.

Haftaya

ÇAĞDAŞ PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !