Öğrenme

       A. ÖĞRENMENİN TANIMI

        Psikolojinin amacı, insan davranışlarını anlamak ve açıklamaktır. insan davranışlarının çok az bir kısmı doğuştan gelmektedir. Yeni doğan bir bebek, emmekten ve ağlamaktan başka hiçbir davranış göstermez. İnsanın kendi basma yaşayabilmesi için uzun yıllar yetişkinler tarafından bakılması gerekmektedir. İşte bu süre içinde insan, yaşamını sürdürebilmek için neler yapması gerektiğini öğrenir. O halde, öğrenmenin insan için yaşamsal önemi vardır. Bu amaçla, hayatta kalmak için nasıl besleneceğini, kendini tehlikelerden nasıl koruyacağını öğrenir. Diğer insanlarla nasıl iletişim kuracağının, duruma göre karşısındaki kişilere nasıl davranacağının bilgisini yaşayarak kazanır. Böylece toplumun kendisinden beklediği davranışları yapabilir ve sosyalleşir.
        Öğrenme, yaşam boyunca devam eder. Çünkü insanın yeni durumlara uyabilmesi için devamlı yeni davranışlar kazanması gerekir. Bebek ilk kez yürümeyi ve ayakta durmayı öğrenirken yetişkin bir insan zarif yürümeyi; yaşlı bir insan da kısıtlanan hareket yeteneği ile nasıl yürüyeceğini öğrenir.
        Kazandığımız bütün davranışlarda, öğrenmenin rolü vardır. Çevremizdeki insanlarla nasıl iletişim kuracağımızı, spor yapmayı, trafikte nasıl karşıdan karşıya geçeceğimizi, nelerden korkup nelerden nefret edeceğimizi hep öğreniriz. O halde, öğrenmenin nasıl bir süreç olduğunu açıklayabilirsek, insan davranışlarını daha iyi anlamış oluruz. Ayrıca öğrenme ilkelerini ortaya çıkardığımız zaman neyi, nasıl en iyi şekilde öğretebileceğimizi ve öğrenebileceğimizi de biliriz.
        Geçmiş yaşantılar sonucunda, davranışlarda meydana gelen değişmeye ve yeni davranış biçimlerinin kazanılmasına öğrenme denir.
        Örneğin, sıcak ütüye değdiğinde eli yanan bir çocuk, görme ve dokunma duyumu sayesinde ütünün sıcak bir nesne olduğunu öğrenir. Görme duyumu olmayan bir insan için renk bilgisi söz konusu değildir.

        B. ÖĞRENME TÜRLERİ VE SÜREÇLERİ

Öğrenme farklı biçimlerde olmaktadır. Basit öğrenme şekilleri olduğu gibi karmaşık öğrenme mekanizmaları da vardır. Başlıca öğrenme türleri koşullanma yolu ile öğrenme, model alarak öğrenme ve bilişsel öğrenmedir.

KOŞULLANMA
Organizmanın daha önce tepkide bulunmadığı bir uyarıcıya, bu uyarıcının doğal uyarıcı ile birlikte birçok kez verilmesi sonucunda tepkide bulunmaya başlamasına koşullanma denir.
Koşullanma yolu ile öğrenmede iki olay ya da uyarım arasında bağ kurulur ve çağrışım oluşur. Uyarımlardan biri ile karşılaşan organizma, arasında bağ kurduğu diğer uyarımı hatırlar. Koşullanma yolu ile öğrenme, klasik ve edimsel koşullanma olarak iki şekilde olur.

       KLASiK KOŞULLANMA YOLUYLA ÖĞRENME

        (A) BAĞ KURMA

        Klasik koşullanma ile ilgili ilk deneyler Rus Fizyolog İvan Pavlov (İvan Pavlov, 1849-1836) tarafından gerçekleştirilmiştir. Pavlov, hazım olayını incelerken köpeklerin ağzına yiyecek konunca doğal olarak salya salgıladığını görmüştür. Ancak köpekler, ağızlarına yiyecek konmadan, bakıcısının ayak seslerini duyunca da yemek tabağını gördüklerinde de salya salgılamalardır. Köpeklerin bu tepkisinin nedenini anlamak için bir dizi deney gerçekleştirmiştir. Bu deneylerle Pavlov, köpeklerin daha önce tepkide bulunmadıkları uyarıcıya neden tepkide bulunmaya başladıklarını açıklamaya çalışmıştır.

                         

        Önce köpeğin yanağı delinir ve buraya bir hortum yerleştirilir. Salya, hortum ile bir kaba alınarak ölçülür. Köpek hareket edemeyeceği bir düzenek içine yerleştirilir. Bunlar yapıldıktan sonra köpeğe zil sesi verilir ve hiç salya tepkisi görülmez. Bir müddet sonra köpeğe et verilir ve salya salgıladığı görülür. Burada et doğal uyarıcı; salya ise koşulsuz tepkidir. Daha sonra çalınan zilin hemen ardından köpeğe et verilir. Bu durum birçok kez tekrarlanır. Yapılan tekrarlar sonucu köpek, zil sesi ile et arasında yeni bir bağ kurar. Ete gösterdiği salya tepkisini, zil sesine göstermeye başlar. Burada zil sesi koşullu uyarıcı; zil sesine gösterilen salya tepkisi ise koşullu tepkidir.
        Köpek daha önce göstermediği bir tepkiyi göstermeye başlamıştır. Tekrar sayısı arttıkça salya salgılama davranışı da artmaktadır.

                          

 

KLASİK KOŞULLANMA UYGULAMALARI

        Klasik koşullanma, günlük yaşamda çok sık olarak karşımıza çıkan bir öğrenme şeklidir.
        Bir insanın, bir yiyecekten nedenini bilmediği halde tiksinmesinin nedeni koşullanma olabilir. Bu insanın daha önce o yiyeceği yediği zaman sancılanması bu koşullanmanın nedenini oluşturabilir.
       İnsanların bazı nesne ya da durumlardan korkmalarının nedeni koşullanma olabilir.
       Küçükken suda boğulma tehlikesi geçiren insanlarda, fobi dediğimiz bu tür bir korku oluşmaya başlayabilir. Bu koşullanmanın nedeni o nesne ya da durumla birlikte gelen doğal bir uyarıcı sonucu olumsuz bir yaşantının oluşmasıdır.
       Hastanede canı yanan bir insan, daha sonra hastaneye geldiğinde korkabilir. Kişi fobi haline dönüşen bu korkuyu hastanenin yakınından geçerken de hissedebilir.
        Koşullanmalar tutum ve ön yargıların oluşmasında da etkilidir.
        Tutum, bireyin bazı nesne, kişi ya da kurumla ilgili davranışlarını etkileyen eğilimdir.
        Ön yargı ise bireyin nesne ya da kişilerle ilgili olumlu ya da olumsuz düşüncelerdir. Bir yiyeceği yediğinde hastalanan insanın o yiyeceğe karşı olumsuz tutum geliştirmesi koşullanmanın sonucudur.
        Koşullanma ile hayvanlara istenen bazı davranışlar kazandırılabilir.

EDiMSEL (ARAÇLI) KOŞULLANMA

       Organizmanın istenen tepkiyi göstermesinden sonra doğal uyarıcı verilerek oluşturulan koşullanmaya edimsel (araçlı) koşullanma denir. Klasik koşullanmada, doğal bir uyarıcı ve bu doğal uyarıcıya gösterilen fizyolojik tepki, koşullanmayı oluşturur.
Edimsel koşullanmada ise organizma istenen tepkiyi gösterdikten sonra doğal uyarıcı verilir. Bu durum pek çok kez tekrarlandıktan sonra, istenen davranış sağlanmış olur. Bu yolla hayvanlara çeşitli hareketleri yapması öğretilebilir.
Edimsel koşullanma kavramı
F. Skinner (F. Skiner, 1904-1990) tarafından ortaya atılmıştır. Skinner, bu konu ile ilgili deneylerini özel olarak yapılmış bir kutu içine koyduğu fareler üzerinde yapmıştır.
Kutuda bir pedal, pedala basınca içine yiyecek düşen bir kap bulunur. Kutuya konan aç fare rastgele hareketler yapar. Bu arada tesadüfen pedala dokunur ve kaba yiyecek düşer. Fare yiyeceği yer ve hareketlerine devam eder. Kutuyu inceleyen fare, rastgele her pedala dokunduğunda yiyecek ödülünü yani pekiştiriciyi alır. Pekiştirici davranışın tekrar etmesini sağlar. Belli bir süre sonra fare, pedal ile yiyecek arasındaki ilişkiyi öğrenir. Bundan sonra yiyecek istediğinde doğrudan pedala basarak yiyeceğe ulaşır.
Bir süre sonra deneyci, yiyeceği kontrol altına almak için kutuya bir ampul koyar. Fare pedala basınca ışığı yakar ve yiyecek verir. Işığı yakmadığı zamanlar ise fare pedala bassa bile yiyecek vermez. Birkaç tekrardan sonra fare ışık yandığında pedala basmayı öğrenir. Her ışık yandığında pedala basarak yiyeceğe ulaşır, Böylece fare ışığın yanması ile yanmaması arasındaki farkı ayırt etmeyi öğrenmiş olur.

OLUMLU PEKİŞTİRME

Pekiştirme, koşullu tepki ile koşullu uyarıcı arasındaki bağı kuvvetlendiren uyarıcıların verilmesine denir. Pavlov'un deneyinde et, köpeğin zil sesi ile salya salgısı arasındaki bağı güçlendirmesi için pekiştirici olarak kullanılır. Koşulsuz uyarıcı (doğal uyarıcı) olan etin tekrar tekrar verilmesi pekiştirmedir. Pekiştirmede kullanılan pekiştiriciler olumlu ya da olumsuz olabilir.
Olumlu pekiştiricilerle yapılan pekiştirmeye olumlu pekiştirme denir.
Örneğin, Pavlov'un deneyinde ödül olarak etin verilmesi olumlu pekiştirmedir. Olumlu pekiştirme gelecekte istenen davranışın tekrarlanma olasılığını artırır. Ancak pekiştirme en uygun zamanda, organizma ve duruma uygun biçimde verilmelidir. Örneğin halk arasındaki "Çalışanın ücreti teri kurumadan verilir" sözü pekiştirmenin davranıştan hemen sonra yapılması halinde daha etkili olacağını gösterir.

BİRİNCİL VE İKİNCİL PEKİŞTİRİCİLER

Doğal uyarıcı, koşullanmanın devam etmesini sağlar. Koşullanma devam ederken koşullu uyarıcı doğal uyarıcı yerine geçip ikinci dereceden koşullanma da meydana gelebilir.


Köpeğe zil sesi ile et vererek sağlanan koşullanma birinci dereceden koşullanmadır. Köpeğe koşullu uyarıcı olarak sadece kırmızı ışık gösterdiğimizde ve doğal uyarıcı yerine zil sesi verdiğimizde köpek artık kırmızı ışığı görünce salya salgılar. Bu ikinci dereceden koşullanmadır.
Köpeğe kırmızı ışıkla birlikte daire şekli göstererek üçüncü dereceden koşullanma yapmak mümkündür. Burada kırmızı ışık, doğal uyarıcı; daire şekli, koşullu uyarıcı yerine geçer. Köpeklerde en fazla üçüncü dereceden koşullanma yapılabilir.
Bu bilgilerle, nedenini bilmediğimiz bir çok davranış açıklanabilir. Çalışmak için masaya oturan öğrencinin yaşadığı sıkıntı, geçmişteki sınav yaşantısına bağlanabilir. Sınav yaşantısında yaşadığı sıkıntı da başarısızlığı nedeni ile ailesinden işittiği sözlerle bağlantılı bir koşullanma olabilir.

DAVRANIŞIN BİÇİMLENDİRİLMESİ

Edimsel (araçlı) koşullanma yolu ile öğrenme çalışmalarında hayvan, tam istenilen davranışı yaparsa pekiştirici verilir. Böylece hayvanın davranışları biçimlendirilmiş olur.
Sirklerde aslanın ateş çemberinden geçmesini sağlamak bu yolla olmaktadır.
Bunun için önceden aslana kamçı, ıslık, vb. bir uyarıcı verilir. Uyarıcıdan sonra aslan rastgele hareketler yapmaya başlar. Bu hareketler içinde aslan ateş çemberine yaklaştığı zaman ödül olarak yiyecek verilir. Ateş çemberine yaklaşmayı öğrenen aslana belli bir tekrardan sonra istenen hareketi yaptığı anda ödül verilir. Bu durumda uyarıcı verildikten sonra aslan ancak ateş çemberinden geçince ödül alır. Rastgele ateş çemberinden geçip ödülünü alan aslan, birkaç denemeden sonra bunu öğrenir. Uyarıcı verildikten sonra ödülünü almak için ateş çemberinden atlar.

OLUMSUZ PEKİŞTİRME

Pekiştirme, istenen davranışların ortaya çıkması için yapılabildiği gibi, istenmeyen davranışları engellemek için de yapılır. Burada olumsuz pekiştiriciler kullanılır. Bu pekiştiriciler organizmaya acı veren ya da onu ödülden mahrum eden uyarıcılardır.
Örneğin, doğru yolu öğrenmesi için labirente konulan fareye, yanlış yola saptığı zaman hafif bir elektrik şoku verilir. Fare acıdan kurtulmak için yanlış davranışı tekrarlamaktan kaçınır. Bu deney birçok kez tekrarlanır. Tekrarlar arttıkça hatalı davranış azalır ve istenen davranış ortaya çıkar. istenen davranış yapıldıkça olumsuz pekiştirici ortadan kalkar. Böylece, istenmeyen davranışlarda, kaçınma şartlanması oluşur.
Olumsuz pekiştirici kullanarak hatalı davranışların azaltılması ve istenen davranışların ortaya çıkarılmasına olumsuz pekiştirme denir. Olumsuz pekiştirmede, pekiştirici hatalı davranıştan hemen sonra verilirse daha etkili olur. Örneğin, sabah yaptığı bir yaramazlık için çocuğun akşam “cezalandırılması” etkili olmaz.

GÜNDELİK YAŞAMDA EDİMSEL KOŞULLANMA ÖRNEKLERİ

Edimsel koşullanmanın bu mekanizması, pek çok davranışın açıklanmasında kullanılabilir. Eğer, anne, çocuğu ağladığında onu susturmak için çikolata verirse çocuk ağlama ile çikolata arasında bağ kurar. Hatta genelleme yaparak bütün isteklerini ağlayarak elde etmek ister.
Birçok batıl inanç da edimsel koşullanma sonucu ortaya çıkar. Önünden kara kedi geçen biri, kısa süre içinde can sıkıcı bir olay yaşarsa bu olay ile kara kedi arasında bağ kurar. Böylece, kara kedi görmenin uğursuzluk getirdiğine inanabilir.

KLASiK VE EDiMSEL KOŞULLANMANIN KARŞILAŞTIRILMASI

ÖĞRENME SÜREÇLERİ

Birbirine çok yakın öğrenme süreçleri olan klasik ve edimsel koşullanma arasında bazı temel farklar vardır. Bu farklar şunlardır:
Klasik koşullanmada organizma pasiftir, uyarımların verilmesini bekler. Koşullu tepki sonra kendiliğinden oluşur. Edimsel koşullanmada ise organizma etkindir. Önce bir davranışta bulunur. Yaptığı davranış doğru ise pekiştiriciyi alır. Bu şekilde davranış tekrar edilir.
Klasik koşullanma, daha düşük düzeydeki istemsiz öğrenme biçimidir. Basit fizyolojik tepkiler içerir. Edimsel koşullanma ise daha üst düzeyde, istemli bir öğrenme biçimidir. Öğrenilen davranış karmaşıktır ve belli bir etkinlik gerektirir.
Klasik koşullanmada davranış bellidir. Basit bir tepki gösterilir. Edimsel koşullanmada ise davranış belli değildir. Doğru davranış daha sonra ortaya çıkar.
Koşullanma yolu ile öğrenme, çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu öğrenme süreci içinde genelleme, ayırt etme, sönme ve kendiliğinden geri gelme durumları gözlenmektedir.

UYARICI GENELLEMESİ

Bir uyarıcıya koşullanmış olan organizma, benzer uyarıcılar verildiğinde de aynı tepkiyi göstermeye başlarsa buna koşullanmanın genellemesi adı verilir.
Sahibinin sesi ile ismini öğrenen köpeğin, başka insanlar da ismini söylediğinde aynı tepkiyi göstermesi, koşullanmanın genellemesidir.
Bozuk et yediğinde hastalanan bir insan, genelleme yaparak hiç et yememeye başlayabilir.
Böylece bir uyarıya tepki göstermeyi öğrendikten sonra, benzer uyarıcılara da aynı tepkiyi göstermeye başlar.

UYARICI AYRIŞTIRMASI

Uyarıcı ayrıştırması, bir uyarıcı türüne koşullanmış olan organizmanın, bunların içinden bir tanesini ayırıp tepki göstermeyi öğrenmesine denir. Ayırt etmede, genellemenin tersi bir durum gerçekleşir. Köpek, önce bütün zil seslerine tepkide bulunurken bir süre sonra yalnızca bir zil sesine tepkide bulunmaya başlar. Bir uyarıcıya koşullanan tepki, uyarıcılar arasındaki farkı ayırt ederek yalnız bir tanesine gösterilmeye başlanırsa buna koşullanmada ayırt etme adı verilir.
Uzun süre aynı otomobili kullanan bir insan, motordan gelen farklı sesleri ayırt edebilir. Şoför, bu sesin kayışın gevşemesinden kaynaklandığını anlayıp hemen otomobili durdurur. Anneler, bebekleri ağladığı zaman ağlamanın şekli ve ses tonuna göre bebeğin ne istediğini anlar ve ona göre tepki gösterir.

KOŞULLANMANIN SÖNMESİ VE KENDİLİĞİNDEN GERİ GELMESİ

Kedi, kendisine adı ile seslenip yiyecek verdiğinizde gelir. Bu koşullanma yolu ile öğrenmedir. Fakat, uzun bir süre yiyecek vermeden hep adı ile çağırırsanız bir zaman sonra gelmemeye başlar. Bu da koşullanmanın sönmesidir.
     Koşullanma oluştuktan sonra uzun bir süre doğal uyarıcı verilmediğinde koşullu tepkinin ortadan kalkmasına koşullanmanın sönmesi denir.
      Organizma, koşullanma oluştuktan sonra koşullu uyarıcıyı aldığı zaman, tepkiyi verir. Fakat uzun bir süre sonra, yalnız koşullu uyarıcı verildiğinde artık organizma koşullu tepkiyi vermemeye başlar. Bu duruma koşullanmanın sönmesi adı verilir.
Örneğin, zil sesinden sonra uzun bir süre köpeğe et verilmezse salya salgılama davranışı ortadan kalkar. Sönme gerçekleştikten bir süre sonra koşullu uyarıcı verildiğinde, koşullu tepki yeniden ortaya çıkar. Bu duruma "kendiliğinden geri gelme" denir. Davranış pekiştirilirse, koşullanma canlanır. Koşullanmanın canlanması için, ilk kez oluşmasından daha az tekrar yeterlidir. Örneğin, köpeğe zil sesinden sonra tekrar et verilmeye başlanırsa salya salgılama, kısa bir süre sonra yeniden canlanır.
 

MODEL ALARAK ÖĞRENME (GÖZLEYEREK ÖĞRENME)

İ
nsan, toplumsal bir varlıktır. O, bir taraftan fiziki çevreye uyum sağlarken bir taraftan da toplumsal çevresine uyum sağlamaya çalışır. Toplumsal çevrenin sürekli etkisi altındadır. Toplumsal çevreyi yakından gözler. Kendine model alır ve öğrenir. Model alarak öğrenme; bireyin, bir başkasını taklit ederek bazı davranışları kazanmasıdır.
Öğrencinin, sevdiği öğretmeni gibi ders anlatması, sevdiği bir sanatçı gibi giyinmesi, annesi ya da babası gibi konuşması, yürümesi taklit ederek, gözleyerek öğrenmeye birer örnektir.
Birey, bu yolla içinde yaşadığı toplumun değerlerini ve kurallarını öğrenir. Kasaca toplumsallaşır.
Model alarak öğrenme, basit bir taklit olayı değildir. Model alınan kişinin davranışları, birey tarafından, bilişsel olarak zihinde canlandırılıp değerlendirildikten sonra davranışa dönüştürülür. Model alarak öğrenmeyi etkileyen çeşitli faktörler vardır.

MODELİN BENZERLİĞİ

Model alarak öğrenmede en önemli unsur, seçilen modelin bireyle olan benzerliğidir. Örneğin, erkek çocuk, babasını model alırken kız çocuk, annesini model olarak seçer ve onun davranışlarını gözleyerek öğrenir.
Model alarak öğrenmede birtakım davranışların kazanılması da taklit yolu ile olmaktadır. Kız çocuk, annesinin davranışlarını taklit ederek cinsiyetine uygun davranışlar gösterirken erkek çocuk, babasının davranışlarını taklit ederek cinsiyetine uygun davranışlar gösterir. Çocuk, sosyalleşme süreci içinde model alarak öğrenmeyi sıklıkla kullanır.

MODELİN ÖNEMİ

Birey, model alarak öğrenirken her zaman istenen davranışları kazanamaz. Bireyin seçtiği model, onun davranışlarında etkili olur. Çocukların zararlı alışkanlıkları, model alarak öğrenmesinin bir sonucudur. Örneğin, bireyin kendine model seçtiği sanatçı, toplumsal kurallara uymuyorsa bireyde toplumsal kurallara uymaz. Model alarak öğrenme, bireyin toplumsallaşmasında önemli bir rol oynar. Çünkü birey, içinde yaşadığı toplumun dilini, kurallarını ve değerlerini büyük ölçüde gözleyerek öğrenir.

MODEL ALARAK ÖĞRENMEDE PEKİŞTİRME SÜRECİ

Model alarak öğrenmede, bir davranış model alınıp öğrenildikten sonra, model alınan davranış tekrarlanırsa davranış pekiştirilmiş olur.
Örneğin, babasının diğer insanlarla nazik konuştuğunu gören çocuk, babasını model alır. Bu modeli, davranışlarında tekrarladığında yani babası gibi başkaları ile nazik konuştuğunda takdir edilir ve sorunlarını daha kolay çözdüğünü görürse öğrenme pekiştirilmiş olur.
Model alarak öğrenmede pekiştirme, klasik ve edimsel koşullanmadaki pekiştirmeden farklıdır. Koşullanma ile öğrenmede pekiştirme, ödül ya da ceza olarak uyarıcılarla birlikte verilir. Model alarak öğrenmede ise pekiştirme sonradan gerçekleşir.

ÖĞRENiLECEK MALZEME iLE iLGiLi ETKENLER

Öğrenenin çeşitli özellikleri ve öğrenme teknikleri kadar, öğrenmeyi etkileyen bir başka faktör de öğrenilecek olan malzemenin özellikleridir. Bu özellikler o konunun daha kolay ya da daha zor öğrenilmesine neden olur. Örneğin, kolayca söylenebilen kelimeler daha kolay, zor söylenebilen kelimeler daha güç öğrenilir. Öğrenmeyi etkileyen bu faktörler şunlardır:

ALGISAL AYIRT EDEBiLiRLiK

İçinde bulunduğu ortamdan kolayca ayırt edilebilen malzeme daha kolay öğrenilir. Ayırt edilebilirliği sağlayan uyarıcının dikkat çekici özellikleridir. Ortamdan farklı olan ve ayırt edilebilen malzemeler, dikkati çeker. Dikkat arttığı anda öğrenme de artar. 100, 212, 125, Ali, 185, 363 örnekleri verildiğinde sayıların arasında yer alan "Ali" sözcüğü, hemen dikkat çeker. Algısal olarak ayırt edilebilen "Ali" kelimesi, diğerlerine nazaran daha kolay öğrenilir.

ÇAĞRIŞIMSAL ANLAM

Öğrenilecek malzeme ne kadar anlamlı ise o kadar kolay öğrenilir. Anlamsız kelimeler, anlamlı kelimelere nazaran daha zor öğrenilir. Çağrısal anlam ise kelimenin çağrıştırdıklarının anlamıdır. Bir kavram çağrışıma neden oluyorsa anlamlıdır. Ketik, eykip, hekim, mirev kelimelerinden daha çabuk öğrenilen "hekim" kavramıdır, çünkü anlamlıdır.

KAVRAMSAL BENZERLiK

Bir grup kelime ya da kavram öğrenilirken kavram olarak birbirine benzeyen kelime grubu, daha kolay öğrenilir. İşte birbirine benzeyen kelimelerin oluşturduğu benzerliğe kavramsal benzerlik diyoruz. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisini daha çabuk öğrenirsiniz?
a. Okul, öğretmen, öğrenci, silgi, tebeşir, sınıf, kara tahta, müdür, sıra.
b.
Okul, balık, makas, kitap, hakem, ağaç, çocuk, araba, kaygı.
Bu kelime dizilerinden aralarında anlamlı bağı olan dizi, diğerine göre daha kolay öğrenilir.

DERS ÇALIŞMA ALIŞKANLIKLARI VE ÖĞRENME

Her çalışmanın bir nedeni vardır. Örneğin öğrenci başarılı olma, yeni bilgiler kazanmak, takdir edilmek, diploma almak gibi nedenlerle ders çalışır. İstemek, çalışmaya başlamak için en önemli etkendir. Daha başarılı olmak için başka hangi faktörler etkili olmaktadır? İyi bir öğrenme için;
1- Öğrencinin çalışmayı istemesi gereklidir. Ancak, bu istek anne, baba ya da öğretmen istediği için değil kendisi istediği için olmalıdır.
2-
Fiziksel koşullar öğrenmeye elverişli olmalıdır. Çalışma ortamında çok fazla uyarıcı bulunmamalı, mümkünse çalışmak için belirli bir yer olmalıdır.
3-
Birey kendisine uygun öğrenme tekniğini seçerek planlı çalışmalıdır.
4-
Çalışılan konunun uzunluğu, öğrencinin düzeyine ve yaşına uygun olmalıdır. Eğer konu çok uzunsa bölümlere ayrılmalıdır.
5-
Konunun anlamlı olması; öğrenilen konunun bütünü ile ne anlam ifade ettiğinin bilinmesi gereklidir.
6-
Öğrenci zorlandığı zaman yardım alabilir. Fakat yardım alırken edilgen kalmamalı, etkin olmalıdır.
  
7- Öğrenmek için yinelemek gereklidir.
Yinelemeler, düzenli ve geniş aralıklarla yapılmalıdır.
8- Öğrenme, ödül için değil öğrenmekten ve başarıdan duyulan haz için yapılmalıdır.

9- Öğrenilenlerin bellekte daha uzun süre kalabilmesi için öğrenmeden sonra zihni yormayacak faaliyetlerde bulunmalıdır.
10-
Neyi ne kadar öğrendiğini test etmelidir.

 


 

  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !