Duyum ve algı

3. DUYUM VE ALGI

A. ALGI NEDİR?

İnsan nasıl bir çevre içinde olduğunun farkındadır. Çevresindeki nesneleri, nesnelerin niteliklerini duyuları yolu ile tanır. İnsan, duyuları yoluyla elde ettiği bu uyarıcılara bazı anlamlar verir. Duyumların yorumlanarak anlamlı hale getirilmesi sonucu algılama gerçekleşir.

Algı, insanın çeşitli uyarımları daha önceki yaşan­tılarının da etkisiyle anlamlı hale getirerek tanıması demektir.

Algının oluşu­munda, duyu organlarımızın yapısının ve işleyişinin rolü vardır. Fakat bundan fazla olarak duyuma bir anlam yüklediğimiz zaman algı meydana gelir. Böylece insan ne tür bir tepkide bulunacağına karar verir ve çevresi ile uyumunu devam ettirir.
Evde oturup kitap okuyan bir insan, dışarıdan birtakım sesler duyar. Fakat ses­lerin ne olduğu anlaşılmamaktadır. Bir gürültü duyumu oluşmuştur. Kitap okuyan kişi, kitabı bırakıp pencereye yönelir ve sesleri daha dikkatlice dinler. Sesler yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştır. Bunlar bir satıcının malını satmak için kullan­dığı ve daha önceleri defalarca duyulan sözlerden birkaçıdır. İşte o anda algı ger­çekleşmiştir. Bu, bir satıcının çıkardığı sestir. İnsan artık ne türde bir tepkide bulu­nacağına karar verir. Ya kitabına geri döner ya da satıcı ile ilgilenir.

Çalan telefonun sesi bir uyarıcıdır. Bu uyarıcının duyu organlarını etkilemesi ile uyarım, duyu organlarının bu uyarıcıyı alması sonucu da duyum oluşur. Uyarıcının telefon sesi olduğunun fark edilmesi ise algıdır.

B. DUYU ORGANLARI, DUYUM VE ALGI

Duyu organlarımız, dışarıdan gelen uyarımları alır, bu uyarımları sinirler vasıtası ile beyindeki ilgili merkeze iletir. Böylece duyum meydana gelir. Duyum; sestir, ışıktır, kokudur, basınçtır.

Duyum algılamada önemli rol oynar. Örneğin, elini ütüye değdiren insan bir anda elini çeker. Fakat duyum her zaman o andaki bir yaşantı olarak kalmayıp al­gının oluşması için bir temel olabilir. Bu aşamada geçmiş yaşantılar işe karışır ve duyumun verdiği yalın bilgiye bir anlam yüklenir. Böylece algı meydana gelir. O halde algının olabilmesi için duyumun; duyumun olması için uyarımın; uyarımın olması için de uyarıcının olması gerekmektedir.

(3) Dokunma algısı

Dokunma algısı, dokunma duyumunun organizma tarafından anlamlandırılması ile gerçekleşir. Ancak dokunma algısının oluşmasında diğer duyumlara, geçmiş yaşantı ve tecrübelere de ihtiyaç vardır. Örneğin, elimizdeki cismin yumuşak ve tüylü olduğunu fark etmemiz duyumdur. Bu cismi anlamlandırarak kedi olduğunu fark etmemiz ise algıdır.

H. ORGAN DUYUMLARI

(1) Hal duyumu


Organizmanın kaslardan beyne giden sinirler vasıtası ile hangi durumda olduğunu fark etmesine hal duyumu denir. Gözlerimizi kapadığımızda, oturup oturmadığımızı hal duyumu ile algılayabiliriz. Hal duyumu yalnızca bedenin duruşu hakkında bilgi verir.

(2) Hareket duyumu

Kinestetik alıcıların organizmanın hareketleri hakkında bilgi vermesine hareket duyumu denir. Kinestetik alıcılar kas, kiriş ve eklemlerde bulunurlar ve bedenin hareketleri hakkında bilgi verirler. Böylece elektrikler aniden kesildiği zaman kibriti bulup mumu yakabiliriz.

(3) Kas duyumu ve denge duyumu

Beyincik ve iç kulaktaki yarım daire kanalları ile beden hareketlerini, yer çekimine göre ayarlamaya denge duyumu denir. Bu duyum sayesinde karanlıkta merdivenlerden inebilir, kayak yapabilir ve bisiklete binebiliriz. Kas duyumu bize kaslarımızın duruşu hakkında bilgi veren duyumdur. Denge duyumu, kaslardan gelen duyum ile iç kulaktan gelen duyumun koordinasyonu ile oluşur.

i. Zaman Algısı

Yaşadığımız günü, haftayı, ayı ve yılı biliriz. Kaç yaşında olduğumuzu, uğraştığımız işle ne kadar zamandan beri meşgul olduğumuzu biliriz. Bu bilgilere sahip olmak için dayandığımız bazı araçlar vardır. Bu araçlardan saat ve takvim, herkes için aynıdır. Biz, takvim yılına bakarak yaşımızı biliriz.

Ders süresinin 40 dakika olduğunu bildiğimizden saatimize bakarak zilin çalmasına kaç dakika kaldığını söyleyebiliriz.

Herkes için aynı olan bu algıya objektif (nesnel) zaman algısı denir.

Fakat bir de kişiye göre değişen sübjektif (öznel) zaman algısı vardır. Öznel zaman algısı kişinin yaşına göre ve zamanının hoş ya da sıkıcı geçmesine bağlı olarak oluşan zaman algısıdır. Çocuklar için bir yıl çok uzun bir zaman olmasına karşın, yaşlı kimseler için bir yıl çok kısa bir zamandır. Hatta yaşlı insanlar on yılın ne kadar çabuk geçtiğini düşünürler. Oysa yaşama hazırlanmakta olan bir genç için önündeki on yıl çok uzun bir zamandır.

Hoşlandığımız uğraşlarla geçen zaman hızlı geçer. Sıkıcı bir bekleyiş ise bize çok yavaş geçiyor gibi gelir. Heyecanlı bir futbol maçında 90 dakikanın nasıl geçtiğini anlayamayız.

İçinde bulunduğumuz mekanı da birtakım ipuclarına dayanarak algılarız. Büyüklük, uzaklık gibi kavramlar, varlıkları ve mekanı birbirlerine göre değerlendirmemizden kaynaklanır. Mekan algısı da duyularımızla oluşur. "Aşağıda", "yukarıda", "sağda" ya da "solda" sözleri ile mekan algısını dile getiririz. Buna da dayanak noktası nesnelerin birbirlerine göre aldıkları durumdur.

J. ALGIDA ORGANİZASYONU (ÖRGÜTLENMEYİ) ETKİLEYEN ETMENLER

(1) Algıda organizasyon nedir?


Algıyı duyumdan ayıran en önemli fark, uyarıcıları anlamlı hale getirmesidir. Uyarıcılar anlamlandırılırken organizmayı etkileyen uyarıcılar tek tek değil anlamlı bütünler halinde algılanır. İşte, değişik uyarıcıların bir bütün haline getirilerek anlamlı kılınmasına algıda organizasyon denir. Bir müzik parçasını düşünelim. Müzik parçası değişik nota, kelime ve cümlelerden oluşmuştur. Biz bunları tek tek değil anlamlı bütünler halinde kavrarız. Hızlı ve gürültü ile hareket eden renkli nesneyi araba olarak algılamamız da buna örnektir.

(2) Algıda organizasyonu etkileyen etmenler

Uyarıcılar organizmaya tek tek gelmesine rağmen biz onları bütün halinde algılarız. Gelen uyarıcılar bizim algıladığımız gibi bir bütün halinde değil tek tek alınırlar. Ama algının organizasyon özelliği sayesinde biz bu uyarıcıları, anlamlı bütünler haline getiririz. Bunu sağlayan çeşitli etmenler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
• Benzerlik: Birbirine benzeyen nesneler bir bütün halinde algılanırlar. Bir futbol maçı öncesinde seremoniye çıkan takımlar ve hakemleri buna örnektir. Aynı formayı giyen futbolcuların bir grup, diğer takımın futbolcuları bir grup, hakemler de başka bir grup olarak algılanır.
• Devamlılık: Birbirini takip eden uyarıcılar, anlamlı bütünler halinde kavranırlar.
• Yakınlık: Yakın zamanda ve yakın yerde bulunan nesnelerin anlamlı bütünlük halinde kavranmasıdır.
• Gruplama: İnsanlar çeşitli ipuclarına dayanarak aldıkları uyarıcıları guruplarlar. Grupladıkları uyarıcıları anlamlı bütünler haline getirirlerse daha kolay algılarlar.
• Zıtlık: Uyarıcılar arasındaki zıtlık, bu uyarıcıların olduğundan farklı algılanmasına neden olur. Örneğin, sokakta birlikte yürüyen zayıf, uzun boylu bir adam ile şişman, kısa boylu bir kadın zıtlık özelliği sayesinde birlikte algılanır.
• Simetri: Uyarıcıların simetrik olması bir bütün olarak algılanmasın neden olur. Örneğin, masa üzerideki vazo ve bibloları simetrik biçimde yerleştirdiğimizde dağınık haldeki görünümlerinden farklı olarak algılanır.
• Tamamlama: Duyu organlarına gelen uyarıcılar arasındaki boşlukların tamamlanarak anlamlandırılmasıdır.

k. AlGININ ÖZELLİKLERİ

(1) Algı alanı
Bireyin, belli süre için içinde bulunduğu ve gelen uyarıcıları alabildiği çev­reye algı alanı denir. Algı alanı, o bireyin duyduğu, gördüğü ve kokmayabildiği çevresel alanın tümüdür. Sınıfta oturan bir öğrenci belli bir alandaki, belli şiddette­ki uyarıcıları alabilir. O öğrencinin algı alanı, uyarıcıları aldığı çevrenin tamamıdır.
(2) Algı dayanağı
      Duyum, uyarımın duyu organı ile alınması ve beyindeki ilgili merkeze iletilmesi ile oluşur. Duyum oluştuktan sonra bu bilgi beyinde karmaşık bir süreçten geçerek algılanmış olur. Bu aşamada bireyin daha önceki yaşantıları, öğrenmeleri ve ihtiyaçları algıya dayanak oluşturur. O halde bireyin içinde yaşadığı kültür; mesleği ve değerleri algılamasına yön verir. Örneğin, aynı domuz eti inançları gereği bir Alman için iyi bir yemek olurken bir Türk için mide bulandırıcı bir madde olabilir. Algılamamızı etkileyen daha önceki tüm yaşantı ve öğrenmelere, algı dayanağı denmektedir.
3) Algıda bütünlük
       Bir manzarayı, bir resmi, bir müziği ya da bir insanı algılarken bütün halinde algılarız. Bu bütün, onu oluşturan parçalardan farklıdır. Bütün, parçaların toplamı değildir. Bütün, parçaların farklı algılanmasına yol açar. Geştalt ekolü bütünlük psikolojisine dayanır. Bu ekole göre insanları ve olayları bütün halinde algılarız. Arkadaşımızın üzgün olduğunu onun sadece gözlerinden değil genel görünümünden de anlarız. Radyoda istasyon ararken bir müzik duyduğunuzda bir anda nasıl bir müzik olduğuna karar veremezsiniz. Müziği bir süre dinlersiniz. Eğer daha önceden bildiğiniz bir parça ise ilk duyduğunuz sesleri bütünün etkisi ile değerlendirirsiniz. Sonra, hoşlanıp hoşlanmadığınıza karar verirsiniz. O halde tek tek notaları, bütün içinde yer aldıktan sonra farklı algılamaktasınız.
       Bir resme küçük bir kısmını bölerek bakarsanız, bütün içinde olduğundan başka bir görüntü algılarsınız. İşte, algı da budur zaten. Zihnimizin gelen uyarımları birbi­rinin de etkisiyle anlamlı hale getirmesine algı denir.
       Algıda bütünlüğün oluşabilmesi için zihin, organizasyon yapar. Algıda organi­zasyon, bütün içindeki unsurları ilişkilendirmek, yani aralarında anlamlı bağlantılar kurmak demektir. Unsurların nasıl bir ilişki içine gireceğine etki eden faktörler şekil-zemin, devamlılık, gruplama, tamamlama ve benzerliktir.

(4) Algıda değişmezlik
       İnsanlar, tanıdıkları ve bildikleri nesneleri, kendilerine farklı görünmesine karşın eski normal halleri ile algılarlar. Çok uzağımızdan geçen bir kişinin retinadaki görüntüsü küçük olmasına karşın, biz onu normal boyutlarda algılarız. İşte daha önceden bildiğimiz nesnelerin farklı görünmelerine karşın bizim onları aynı şekilde algılayışımıza algıda değişmezlik adı verilir. Algıda değişmezlik üç şekilde olur:
      
       Algıda değişmezliğin birinci şekli, şekil değişmezliğidir. Nesnelerin değişik durumlarda farklı şekillerde görünmelerine karşın onları bildiğimiz şekilde algılama eğilimidir. Madeni bir paraya hangi açıdan bakarsak yine onu yuvarlak olarak algılarız.

       Algıda değişmezliğin ikinci şekli, büyüklük değişmezliğidir. Nesneler bizden uzaklaştıkça gözümüze düşen imgesi küçülür. Fakat biz, bu nesneleri küçük olarak değil hep aynı şekilde algılarız. Uçak yükseldikçe evler küçük görünmeye başlar. Hatta çok yüksekte, evler kibrit kutusu kadar görünür. Fakat biz evleri kibrit kutusu kadar değil normal haliyle algılarız.

       Algıda değişmezliğin üçüncü şekli, renk değişmezliğidir. Nesneler, içinde bulunduğu mekanın aydınlatılmasına bağlı olarak farklı renkte görünür. Ama biz tanıdığımız nesneleri normal rengi ile algılarız. Sahibi olduğumuz yeşil araba akşam karanlığında siyaha yakın bir renkte görünür. Ama biz o arabayı hep yeşil olarak algılarız.

(5) Figür-fon ilişkileri  

Figür-fon (şekil-zemin) algısı nesnelerin içinde bulundukları mekandan farklı olarak algılanması olayıdır. Burada algılanan nesne figür; nesnenin içinde bulunduğu ortam da fondur. İşte figürü fondan ayırıp ondan farklı olarak algılama eğilimine fıgür-fon algısı adı verilir Örneğin, sınıf tahtasının üst kısmında Atatürk portresi bulunur. Bu portre, duvar görüntüsüyle bir bütün olarak görülür; fakat ayrı olarak algılanır. Figür-fon ilişkisi işitme algısı için de geçerlidir. Sazı ile çalıp söyleyen bir şarkıcının söylediği şarkı figür, sazdan çıkan melodi ise zemindir.
    Figür ve fon bazen iç içe girdiğinden birbirinden tam olarak ayırt edilemezler. Böyle bir durumda figür ve fon yer değiştirir.

(6) Derinlik algısı

       Derinlik algısı, görme duyumu ile ilgili bir özelliktir. Derinlik algısı nesnelerin bir­birlerine göre yakında ya da uzakta algılanmasıdır. Dış dünyayı algılarken nesneleri üç boyutlu olarak algılarız. Bazı nesnelerin önde, bazılarının arkada algılanması derin­lik algısına neden olur. Derinlik algısının "meydana gelmesinde her iki gözümüzün farklı açılardan bakmasının rolü vardır. Bu bilgiler beyinde birleştiğinde, nesnelerin üç boyutlu görülmesini sağlar. Ayrıca, ışığın parlak olduğu yerler ve canlı renkler yakında; ışığın sönük olduğu yerler ve soluk renkler uzakta algılanır. Bu durumda derinlik algısı meydana gelir. Cisimlerin birbirini kapatması sonucunda kapatılan cisim arkada algılanır. Aşağıda ve yukarıda görünen iki nesneden aşağıdaki daha yakında algılanır. Paralel çizgiler bir noktada birleşiyormuş gibi görünür. Doku yakından bakılınca seyrek, uzaktan bakılınca sık görünür. Bu ipucları bizim derinlik algılamamıza etki eder.

(7) Algıda seçicilik (dikkat)

       Günlük yaşantımızda aynı anda duyu organlarımıza çok sayıda uyarıcı gelir. Biz, bu uyarıcıların sadece bir kısmını algılarız. İşte, duyu organlarımıza gelen uyarıcıların bazılarını seçip sadece bunları algılamamız olayına algıda seçicilik adı verilir. Örneğin, kitap okuduğumuz ortamda duyu organlarımızı etkileyen pek çok uyarıcı olmasına karşın, okuduğumuz kitaptaki uyarıcıları bunlardan daha fazla algılarız. Üniversite sınavına çok iyi hazırlanmak isteyen bir genç kitapçının vitrininde bulunan çok sayıda kitap arasından üniversiteye hazırlık ile ilgili kitapları algılar. Çünkü dikkati büyük ölçüde sınava hazırlanmaya yönelmiştir. Eğer uyarıcıların hepsini algılamış olsaydık, bunların hepsini değerlendiremezdik. O zaman bu uyarıcıların hiçbirine uygun davranışta bulunamazdık.

(a) Dikkat nedir, çeşitleri

       Algıda seçiciliği sağlayan süreç dikkattir. Dikkat, düşünce ve zihin gücünün belli bir olay üzerinde yoğunlaştırılmasıdır. Biz üzerinde dikkatimizi yoğunlaştırdığımız uyarıcıları algılarken diğerlerini algılayamayız.

       Çevremizden gelen çok sayıda uyarıcıdan belli bir kısmına algılarımızı yöneltmeye dikkat denir. Dikkatin oluşumundaki etkili faktörlere bakarak dikkati ikiye ayırabiliriz:

• Seçici Dikkat: Kalabalık bir odada pek çok kişi konuşurken sadece bir kişinin konuşmasını dinlemek, seçici dikkattir. Burada birey algılarını iradesi ile bir ko­nuşmaya çevirmiştir. Seçici dikkat, bireyin kendi iradesi ile belirli bir nesne ya da olaya yönelerek dikkatini onun üzerinde toplamasıdır. Bireyin istek ve arzuları, beklenti ve ihtiyaçları seçici dikkatte önemli rol oynar.

•  Çekilen Dikkat: Uyarıcıların, fiziksel özelliklerinden dolayı dikkati çekmesi ile  oluşur.  Uyarıcıların  fiziksel  özellikleri  şiddet,  büyüklük,  tekrar,  zıtlık ve harekettir. Parlak bir ışık, zayıf ışığa göre; büyük bir heykel, küçüklerine göre dikkati daha çok çeker. Sokakta yürüyen zıt renkli giysiler giymiş bir insan ve yanıp sönen trafik ikaz lambaları insanların kolayca dikkatini çeker.
       Dikkatimizi sürekli bir olay ya da nesne üzerinde tutamayız. Bu duruma dikkat değişmesi denir. Dikkat değişmesi, dikkatimizin bir uyarıcıdan diğerine kaymasıdır. Örneğin, öğretmeni dinleyen öğrencinin dikkatinin, bir an, kalemi ile oynayan arkadaşına yönelmesi gibi.
      Dikkat, öncelikle uyarıcının algılanabilir durumda olmasını gerektirir. Algının belli bir noktada toplanması sonucu uyarıcı ile ilgili bilgiler bellekte daha uzun süre kalır. Belleğimizdeki yaşantılar, daha sonra karşılaşacağımız uyarıcılardan hangisine dikkatin yöneleceğini belirler.
Dikkatimizi daha uzun süre dinamik tutabilmemiz için algıyı etkileyen faktörleri bilmemiz ve bunlara uygun davranmamız gerekir. Bu amaçla konuya ilgi duyulmalı, güdülenme devam ettirilmeli, konu anlamlı hale getirilmeli ve ihtiyaçlara cevap verecek şekilde düzenlenmelidir.

(b) Dikkati etkileyen iç ve dış etmenler

       Organizmayı etkileyen uyarıcıların hangilerine dikkat edeceğimizi belirleyen faktörleri iki ana gruba ayırabiliriz. Bu faktörlerden birincisi, algılanan uyarıcıdan kaynaklanan dış etkenlerdir. Uyarıcıda bulunan bazı özellikler dikkatin o uyarıcı üzerinde yoğunlaşmasına neden olur. Dikkati etkileyen dış uyarıcıların özellikleri şunlardır:

• Şiddetli ve büyük olması,
• Kontrast yani birlikte bulunduğu uyarıcılara zıt olması,
• Hareketli olması,
• Sürekli tekrarlanması,
• Alışılmadık olması ve yeni olmasıdır.
Dikkati etkileyen ikinci faktör ise kişinin çeşitli özelliklerinden kaynaklanan iç faktörlerdir. Bireysel özelliklerimiz dikkatimizin hangi alanda toplanması gerektiği üzerinde etki yapar. Bu özellikler kişiden kişiye değişir. Dikkati etkileyen iç faktörlerden bazıları şunlardır:
Duygu, düşünce ve ihtiyaçlar,
İlgi, istekler ve beklentiler,
Önceden öğrenilenler,
Kişilik özellikleri ve meslekler vb. gibi.

(8) Algı yanılmaları

 Günlük hayatta çoğu zaman bazı uyarıcıları olduğundan farklı algılarız. İçi su ile dolu olan bir bardağa sağlam olan kalemi koyduğumuzda kalem kırık görünür. Su hortumu gece karanlığında yılan gibi algılanabilir. Uzaktan gelen birini, beklediğimiz arkadaşımıza benzetebiliriz. Sihirli aynalar denen mercek aynalarda kendimizi çok uzun, şişman ya da zayıf olarak görebiliriz. İşte algılamada oluşan bu ve benzeri yanlış değerlendirmelere algı yanılması adı verilir. Algı yanılmalarının çeşitli şekilleri vardır.

(a) Yanılsama (illüzyon) nedir?

Var olan bir uyarıcının yanlış olarak algılanmasına, yanılsama (illüzyon) adı verilir. Gece karanlığında, cadde kenarında duran büyük kütüğü, köpek olarak algılama bir illüzyondur. İllüzyonlar, ya uyarıcıdan ya da kişiden kaynaklanırlar. Bu nedenle illüzyon iki ana gruba ayrılabilir. Bunlar uyarıcıdan kaynaklanan ve herkeste aynı olan fiziksel illüzyonlar ile bireyden kaynaklanan ve kişiden kişiye değişen psikolojik illüzyonlardır.

(b) Fiziksel, psikolojik illüzyonlar Fiziksel illüzyonlar

       Fiziksel illüzyonlar, algılanan uyarıcıdan kaynaklanan yanılsamalardır. Burada illüzyonun nedeni, fizikî prensiplerle açıklanabilir. Aynı uyarıcı, herkeste aynı algı yanılmasına neden olur. Bulutsuz bir gecede hareket ettiğimiz zaman ayın da bizimle beraber hareket etmesi, gökyüzü ile yeryüzünün ufukta birleşmiş gibi algılanması birer fiziksel illüzyondur.

Psikolojik illüzyonlar
Psikolojik illüzyonlar bireyden, bireyin kişilik özelliklerinden ve bireyin psikolojik durumundan kaynaklanan yanılsamalardır. Bu çeşit illüzyonlar kişiden kişiye değişir. Evdeki kağıt parçasını fare sanma, yolda yürürken renkli bir kağıdı para olarak algılama birer psikolojik yanılsamadır.

(c) Hallüsinasyon ( sanrı ) nedir?

Hallüsinasyon, olmayan bir uyarıcıyı varmış gibi algılamadır. Bu çeşit
algılamalar ağır ruh hastalarında, ateşli hastalıklarda ve uyuşturucu bağımlılarında görülen bir özelliktir. Uyuşturucu bağımlısı olan insanlar, uyuşturucu krizine girdikleri zaman vücutlarında örümcek ve akreplerin dolaştıklarını algılarlar. Yine bazı ruh hastalan peygamber olduklarını ve kendilerine vahiy geldiğini sanırlar. Bu iki durum da birer hallüsinasyondur.

(d) Yanılsama ile Hallüsinasyon arasındaki farklar

Yanılsama ve hallüsinasyon farklı algı yanılmalarıdır. Aralarındaki başlıca farklar şunlardır:
  Yanılsama için uyarıcının bulunması zorunludur. Ama hallüsinasyonda böyle bir zorunluluk yoktur. Karanlıkta var olan hortumun yılana benzetilmesi yanılsama,
bireyin olmayan sesler duyduğunu söylemesi sanrıdır.
  Yanılsamalar her normal insanda sıkça görülen algı yanılmalarıdır. Günlük hayatımızda çoğu zaman hepimiz algılarımızda yanılabiliriz. Ama hallüsinasyonlar ruh hastası olan insanlarda görülür.
  Yanılsamada aynı uyarıcı, aynı ya da benzeri algı yanılsamasına neden olurken hallüsinasyonda çok farklı algı yanılmaları oluşur. Suya batırılan çubuğu her insan kırık olarak algılar. Sanrıda ise bireyler olmayan nesneleri varmış gibi algılarlar.

I. ALGIYI ETKİLEYEN ETMENLER

(1) İç etmenler (fizyolojik psikolojik)


       İnsanın mesleği, ilgi ve ihtiyaçları algıyı etkiler. Bir gezi sırasında orman man­zarası karşısında, farklı mesleklerdeki kişilerin algılan da farklı olacaktır. Mimar, o bölgeye yapılacak tatil köyünü; kereste tüccarı, ormandan kaç metre küp kereste çıkacağını algılayacaktır. Ressam renklerin güzelliğini; ziraat mühendisi, ağaçların cinslerini; müzisyen ise yaprakların hışırtısından çıkan melodiyi algılayacaktır.

       Kişilerin meslekleri, uyarıcıları aynı olan ortamı farklı biçimde algılamalarına neden olur.
       İnsanın ihtiyaçları algıyı etkiler. Aç ve tok deneklerle bir deney yapılmıştır. Deneklere duvarlarda ne olduğu belirsiz iki leke gösterilmiş ve bunlardan hangisinin tost, hangisinin kitap olduğu sorulmuştur. Aç denekler büyük olan şeklin tost olduğunu; tok denekler, büyük olan şeklin kitap olduğunu söylemişlerdir. Burada, insanın ihtiyaç durumunun algıyı etkilediğini görüyoruz.
       Beklentiler ve hazırlık durumu algıyı etkileyen başka bir etmendir. Karşılaşmayı beklediğimiz uyarımları net olmayan başka uyarıcıyı, o yönde algılamamıza neden olur. Sokakta arkadaşını bekleyen bir genç, uzaktan gelen her insanı arkadaşı olarak algılayabilir.
       Bunların dışında insanın kişiliği, geçmiş yaşantısı, ön yargı ve zihinsel tutumları, duygu, düşünce ve inançları gibi faktörler de algılamayı etkiler.

(2) Algıyı etkileyen dış etmenler

       Algıyı etkileyen dış etmenler bireyden değil uyarıcıdan kaynaklanan özelliklerdir. Uyarıcının; şiddet, zıtlık, büyüklük, tekrar, hareket gibi Özellikleri algıyı etkiler.
       Kalabalık bir sokakta yürüyen, canlı kırmızı renkli elbise giymiş bir bayan şiddet özelliği sayesinde dikkati çeker. Her zaman sessiz sakin bir insan, bir gün saldırgan davranışlar gösterdiğinde kişiliği ile zıt bir davranış gösterdiği için dikkati çeker. Televizyonda sık sık tekrarlanan reklamlar daha çok dikkat çeker. Çarşıda dolaşırken vitrine konmuş olan insan büyüklüğündeki bir limon hemen dikkatimizi çeker.
Kişinin içinde yaşadığı toplumun kültürel özellikleri, inançları, değerleri nesne ve olayları algılama biçimini etkiler. Örneğin Anadolu'nun bazı yörelerinde uğursuz kabul edilen baykuş sevimsiz olarak algılanırken, Çin'de uğur getirdiğine inanıldığı için sevimli olarak algılanır.

m. Duyum ve Algı ile İlgili Bilgileri Uygulama Alanları


Duyum ve algı ile ilgili bilgiler, endüstri alanında, reklamların ve vitrinlerin dü­zenlenmesinde kullanılır. Eğitim alanında bilgilerin en iyi şekilde öğrenilmesi için algı prensiplerinden yararlanılır. Derinlik algısı, algıda bütünlük ve organizasyon ile ilgili bilgiler sanat alanında yararlı olmaktadır. Bunların yanında moda, dekorasyon, iç ve dış mimaride de psikolojinin verilerinden yararlanılmaktadır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !