Davranış Bozuklukları ve Ruh Hastalıkları

NORMAL VE ANORMAL KAVRAMLARIN TANIMI

Normallik, çoğunlukta görülen ortalamaya yakın değerdir. Anormallik, ise az görülen değerdir. Örneğin, temmuz ayında hava sıcaklığının Marmara Bölgesi'nde 30 derece olması mevsimin normal ısısı olarak kabul edilir. Geçmiş 10 yılın temmuz ayı sıcaklık ortalamasını aldığımızda 30 dereceye yakın bir veri elde ederiz. Temmuz ayında 15 derece sıcaklıkla karşılaştığımız zaman bu veriyi anormal kabul ederiz. Normal ve anormal kavramları, insanların özelliklerini ifade etmek için de kullanılır. Toplumdaki kişilerin çoğunda görülen özellikler normal az görülen özellikler anormaldir. Örneğin, toplumumuzda kadınların boyunun 1. 60 metre uzunlukta olması normaldir. Çünkü, çoğunluk 1.60 metre boyundadır. 2.40 metre boy ise anormaldir. Ancak, anormal kavramı, olumsuz yönde az görülen özellikler için kullanılmaktadır. Az görülen olumlu özellikler normal dışı kavramı ile ifade edilmektedir. Örneğin, bir insanın zeka bölümünün 150 olması normal dışıdır. Az görülür fakat istenen bir durumdur.
Davranışlar söz konusu olduğunda çoğunluğa uygun olmayan davranışları normal dışı olarak nitelendiririz. Davranış yönünden normallik ile normal dışı arasındaki sınır kesin değildir. O nedenle, normal dışılığı ayırmak zordur.
Normal davranış yer, zaman ve duruma uygun olan davranıştır. Normal dışı davranış yer, zaman ve duruma uygun olmayan davranıştır. Olumsuz yönde az görülen davranışları da anormal kavramı ile ifade ederiz.
Yaz tatilinde deniz kenarında şort ve sandalet giymeniz normaldir. Fakat, kışın soğuk havada şehirde aynı giysiler içinde dolaşmanız normal dışıdır. Üzülmeyi gerektiren bir olayla karşılaşınca üzülmek ya da ağlamak normaldir. Ortada üzülecek hiçbir şey yokken saatlerce ağlamak normal dışıdır. Bu örneklerde, davranışın normal dışı olduğuna karar vermek için zamana ve koşullara uygun olup olmadığına bakıyoruz. Ruh sağlığının yerinde olmasından söz ettiğimiz zaman insanın duyuş, düşünüş ve davranışlarının normal olmasını anlıyoruz. O halde sağlıklı bir insan demek, normal davranışlar gösteren insan demektir.
Ruh sağlığı bakımından "normal"in tanımını yapmak oldukça güçtür. Ruh sağ­lığı konusunun başında da anlatıldığı gibi, bir davranışı normal kabul edebilmemiz için davranışın duruma, zamana ve topluma uygun olup olmadığına bakılır. İçinde yaşanılan topluma uygun olmayan bir davranışı, normal dışı kabul edebiliriz. Tek tek davranışların normal olup olmadığına bu şekilde karar verebiliriz. Fakat, bir insanın ruh sağlığı açısından normal olduğuna karar vermek daha zordur. Her in­san, yaşamı boyunca normal sayılamayacak bazı davranışlarda bulunmuş olabilir. Kişi, karşılaştığı bir düş kırıklığı nedeniyle günlerce evden dışarı çıkmak isteme­yebilir. Fakat, daha sonra eski yaşantısına geri dönebilir. Bu insanı, eve kapandığı için ruh sağlığı açısından normal dışı kabul edemeyiz. Bazı normal dışı davranışlar ise aslında istenen davranışlardır. Bu insanların ruh sağlıkları normal kabul edilir. Çok zeki bir insanın üzerinde çalıştığı bir projeyi bitirmek için geceler boyu çalışması normal değildir. Fakat, bu insanın davranış bozukluğu gösterdiğini söyleye­meyiz. Bu insanın davranışı, çoğunluğa uymamaktadır. Buna karşılık, kişi sağlık­lıdır. Oysa kışın çok soğuk bir günde plaj kıyafeti ile caddelerde dolaşan bir insanın davranışı anormaldir. Yakını ölen bir insanın herkes üzüntü içinde iken sevinç dav­ranışı göstermesi anormaldir. Bir davranışın anormal olması için uzun süre devam etmesi ve bu davranışa iradesi ile engel olamaması gerekir.


SAĞLIK/HASTALIK SINIRI

İnsanları, sağlıklı olanlar ve hasta olanlar olmak üzere iki gruba ayırmak müm­kün değildir. Bazı anormal davranışların görülmesi o insanı hasta olarak kabul etmek için yeterli değildir. Ruh sağlığı açısından bir insanı hasta olarak nitelendirebilmemiz için onun normal dışı davranışlarının anormallik sınırını geçmiş olması gerekir. Anormal davranışların bir bütünlük içinde ve belli bir süre devam etmesi bireyin hasta olduğunu gösterir. Örneğin, bir insan, gerçek bir nedeni olmadan uzun bir süre mutsuz olmaktan kendini kurtaramıyorsa, mantık dışı düşünceleri zihninden uzaklaştıramıyorsa o insan hastalık sınırına girmiş demektir. Ancak, bu sınır, kesin ve sürekli değildir. Genel olarak sağlıklı bir insan bazı yaşam olayları sonucunda hasta olabilir. Kişiliğinin belli bir alanında hastalık sınırını geçen bir insan, kişiliğinin diğer alanlarında sağlıklı görünebilir. Böyle bir durumda bu insanı hasta ya da sağlıklı olarak nitelendirmek zordur. Her insan kendisini zaman zaman güçsüz ve mutsuz hissedebilir. Bir süre sonra tekrar eski gücüne ve neşesine kavu­şabilir. Bu insan sağlıklıdır. Fakat, bir insan sorumluluklarını uzun bir süre yerine getiremiyorsa, gerçeklerden uzaklaşmışsa, sosyal ilişkileri bozulmuşsa bu insanın hasta olduğunu söyleyebiliriz. Hasta insan, yalnızca kendi problemleri ile uğraş­makta, sorunlarını abartmaktadır.
Hastalık sınırını geçmiş olan kişiler bulundukları çevreye uyum sağlayamazlar, bencildirler. Daha çok kendi problemleri ile uğraşırlar. Bu nedenle çalışma güçleri azalmıştır.


TARİHSEL GELİŞİM İÇİNDE NORMAL VE ANORMAL KAVRAMLARININ DEĞİŞİMİ

İlk Çağ'dan bu güne kadar anormal davranışların yorumlanmasında büyük deği­şiklikler olmuştur, Eski Yunan - Roma döneminde hastalıklar, doğaüstü güçlere bağlanmıştır. Doğa karşısında güçsüz ve çaresiz kalan insan, derin korkular ve güvensizlik duyguları yaşamıştır. Kaynağı ve nedeni bilinmeyen bir hastalık, doğa­üstü güçlerle açıklanarak buna dayalı çözümler üretilmiştir. Hipokrat (M.Ö. V. yy) ile gizemci, büyüsel düşünceye ara verilmiştir. Hipokrat, anormal davranışların hastalık olduğunu ve biyolojik temele dayandığını söylemiştir. Hastaların, telkin, psikoterapi, çamur banyoları ve çeşitli uğraşlarla tedavi edildiği görülmüştür.
Orta Çağ'da bu konuda gerileme olmuş, yeniden gizemci, büyüsel düşünce egemen olmuştur. Ruh hastaları, şeytanın yakaladığı bir büyücü olarak düşünülmüştür. Bu dönemde hastalara eziyet edilmiş ve yakılmıştır.
Rönesans ile birlikte insanın anatomisi ve fizyolojisi incelenmiş, hastalıkların tanımları yapılmıştır. Bu dönemden sonra ruh hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. 20. yy'da Freud ve Pavlov'un çalışmaları, davranışların açıklanmasına ayrı bir boyut getirmiştir.


ANORMAL DAVRANIŞLARA ÇEVRESEL YAKLAŞIMLAR

Anormal davranışların ortaya çıkışı, çeşitli yaklaşımlara göre farklı biçimde açıklanmaktadır. Bu yaklaşımlardan bazıları, anormal davranışın ortaya çıkmasında çevresel etkenlerin önemli rol oynadığını ifade etmektedir. Anormal davranışın ortaya çıkışında öğrenme etkili olmaktadır. Öğrenme kuramları, kişiliğin bilişsel yönleriyle ilgilenir. Davranışçı öğrenme kuramları, iç ruhsal süreçler yerine dış uyarıcıları ve gözlenebilir davranışları konu edinir. Dış uyarıcıların organizmayı etkilemesi sonucu davranış oluşur. Öğrenme genellikle koşullanma yolu ile oluşur. Koşullanma iki türlü olabilir; klasik koşullanma ve edimsel koşullanma. ABD'li psikolog John B. Watson, 11 aylık bir erkek çocuğunda ve bir tavşanda, klasik koşullanma yoluyla fobi oluşturulabileceğini göstermiştir. Çocuğa, daha önce korku tepkisi vermediği bir nesne ile birlikte korku uyandıran bir uyarıcı verilirse bir süre sonra çocukta anormal davranış olan fobi başlar.
Öğrenme kuramları,
Robert Sears (1908) ve Albert Bandura (1925) tarafından sosyal öğrenmeye uygulanmıştır. Sosyal öğrenme kuramı, insan etkilerini taklit (öykünme) ve özdeşime dayandırır. Edimsel ve klasik koşullanma kuramlarının birleşimiyle oluşur. Bu kurama göre çocuklar, insan olmayı yalnızca toplumdaki diğer insanlarla ilişkileri aracılığıyla öğrenirler. Bireyler, davranışlarını sosyal -norm ve standartlara uydurmak zorundadır. Bu öğretimin başlıca etmenleri ebeveynlerdir. Öğrenme, sosyal davranışları ödüllerle pekiştirerek ve sosyal kuralları çiğneyen davranışları cezalandırarak sağlanır.


ANORMAL DAVRANIŞLARA PSİKOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Psikolojik yaklaşımlar, klinik deneyimler yerine psikolojik araştırmalara dayandırılmaktadır. Anormal davranışları, kişiliğin psikolojik yönüyle açıklamaya çalışırlar. Bu yaklaşımın içinde hümanistik kuramlar, faktör kuramları, fenomenolojik kuramlar bulunmaktadır.
Hümanistik kuramlar davranışı bütünsel olarak ele alır. Bu kurama göre her insan farklıdır. Her insanın özgün yanları incelenmelidir.
Faktör kuramları, kişiliği değerlendirmek için matematiksel tekniklerle faktör analizleri yapar. Faktör analizleri sonucunda anormal davranışların tanıları elde edilir. Anormal davranışlar kişilik bütünlüğü içinde değerlendirilir.
Fenomenolojik kuramlar, insanın kendini gerçekleştirme gücünden hareket eder. Ruhsal fenomenlerin, hastanın bilincine yansıyan bölümüyle ilgilenir.


ANORMAL DAVRANIŞLARA BİYOLOJİK/ORGANİK YAKLAŞIMLAR

Son elli yıl içinde, biyolojik psikiyatride önemli gelişmeler olmuştur. Pek çok hastalığın genetiği, biyokimyasal temeli ve sinir sisteminin işleyişi aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Beyin üzerine yapılan araştırmalar sayesinde, sinirlerin kimyasal yapısı açıklanabilmektedir. Bu araştırmaların sonuçlarına dayanarak anormal davranışlar sinir sisteminin işleyişindeki ya da kimyasal yapısındaki bozukluklara dayanmaktadır. Bu bilgilerden hareketle bozulan kimyasal yapı, ilaçlarla düzeltilerek davranış bozuklukları tedavi edilmektedir.

ANORMAL DAVRANIŞLARA PSİKANALİTİK YAKLAŞIMLAR

Psikanalitik yaklaşıma göre anormal davranışlar, bilinç dışı ile açıklanmaktadır. Bilinç dışında bulunan erken çocukluk dönemi anıları, içgüdüler, cinsel gelişim dönemlerindeki aksaklıklar, davranış bozukluklarına yol açmaktadır. Bu yaklaşım F. A. Mesmer'le (1734-18l5) başlamış, psikanalizin kurucusu olan S. Freud ile psikiyatri ve psikolojide önemli bir yere sahip olmuştur.
Bütün bu anlatılanlardan görüldüğü gibi davranış bozukluklarını açıklamak basit değildir. Farklı yaklaşımlara göre farklı açıklamalar getirilebilir. Bazen de bu açıklamaların birkaçı birden geçerli olabilir.

ANORMAL DAVRANIŞLARIN NEDENLERİ
BİYOLOJİK NEDENLER


Davranış bozukluklarının oluşumunda kalıtımın etkisi vardır. Genlerle taşınan bozukluk, kişiyi anormal davranışa yatkın hale getirmektedir. Fakat genlerle taşınan bozukluk her zaman ortaya çıkmaz. Yaşam boyunca kişinin başından geçen olaylar, yaşadığı stres, genlerle getirilmiş olan özelliklerin ortaya çıkmasına neden olur.

Davranış bozukluklarının sonradan etken olabilen organik nedenleri de vardır. Yaşlanınca beyindeki sinir hücrelerinin işleyişini yitirmesi bunamaya neden olur. Alkol ve diğer zararlı maddeler, uzun süre kullanılınca sinir sistemi ve beyinde bozulmaya yol açar. Bu bozulma sonunda psikolojik hastalıklara neden olur. Frengi de bazı psikolojik hastalıkların nedenidir. Beyne zarar verebilecek çarpma, vurma ve yaralanmalar, beyin tümörleri, davranış bozukluklarının organik nedenleri arasında sayılabilir.

PSİKOLOJİK NEDENLER

Çocuklukta yaşanan uzun süreli stres, kişinin davranış bozuklukları göstermesine neden olur. Duyguları doğru biçimde ifade etme alışkanlığının kazanılmaması da önemli bir etkendir.

Örneğin, toplumumuzda erkeklerin ağlaması ayıp karşılanır ve erkek çocuklara üzüntülerini bastırması öğretilir. Oysa gerçekten üzülecek bir durum olduğu zaman ağlamak kadar doğal bir tepki yoktur.

Çocuklukta sevgi, ilgi ve güven duygusundan yoksun kalmak, bozukluğun ortaya çıkmasında etkendir. İnsan, diğer canlılar içinde en uzun bakıma muhtaç olanıdır. Bebeklik ve çocukluk yıllarında, temel fizyolojik ihtiyaçları, büyükler tarafından karşılanır. Fakat sevgi ve sosyal destek ihtiyacı, ömür boyu devam eder.


SOSYAL NEDENLER

Davranış bozukluklarının oluşumunda sarsıcı toplumsal olayların etkisi vardır. Savaşlar, terör olayları, toplu göçler, ekonomik bunalımlar insanların ruh sağlığını tehdit eder.

ANORMAL DAVRANIŞLARIN YAYGINLIĞI

Dünya Sağlık Örgütünün hastalıkları uluslararası sınıflandırmasına göre en yaygın hastalıklara bazı örnekler verilmiştir. Bunlar; anksiyete, şizofreni, depresyon, alkol ve madde bağımlılığıdır. Örneğin, anksiyete %30, obsesif-kompülsif bozukluk %2 oranında görülür. Şizofreninin, toplumdaki yaygınlığı, %0.6 ile %0.71 arasında; yaşam boyu hastalanma riski ise % 0.09 ile % 0.1l' arasında değişmektedir.

Yorum Yaz