Bireyin davranışında sosyal etkiler

SOSYAL DAVRANIŞ

İnsanı diğer organizmalardan ayıran en önemli fark, sosyal bir varlık olmasıdır. İnsan toplum içinde yaşar, toplumu etkiler ve ondan etkilenir. Davranışlarının büyük bir bölümü sosyal çevresinin etkisiyle şekillenir. İçinde yaşadığı toplumun beklentilerine uygun davranır. İnsanın içinde yaşadığı toplumdan etkilenerek toplumun beklentilerine uygun tepkide bulunmasına sosyal davranış denir.
Bir genç otobüse bindiğinde bulduğu boş koltuğa oturur. Yaşlı biri otobüse bindiğinde ise ona yer verir. Futboldan hoşlanmayan biri tüm arkadaşları futbol maçına gittiği için o da gider. Bir öğrenci, aynı uyarıcılara okulda başka, evinde başka tepkide bulunur.
"Bir gencin otobüste yaşlı birine yer vermesi; hoşlanmadığı halde arkadaşları ile birlikte maça gitmesi", "öğrencinin, aynı uyarıcıya okulda ve evde farklı şekillerde tepkide bulunması" birer "sosyal davranış" örneğidir. Bu davranışlardan her biri, bireyin içinde bulunduğu toplumun etkisi ile gerçekleşmektedir. Toplumun etkisi ile oluşan bu davranışlar, gencin bir yaşlıya yer vermesi gibi olumlu sonuçlara yol açtığı gibi olumsuz sonuçlara da yol açar. Arkadaşları tarafından kabul edilmek için gencin sigara içmesi, sosyal davranışın olumsuz yanıdır.
Birey, içinde bulunduğu grubun etkisinde kalarak gruba benzer davranışlar gösterir.
Diğer yandan bireyin kendine has davranışları da toplumu etkiler. Ancak, başka insanlar olmadan da onlarla ilgili, kanılar, algılar, anılar, duygular vb. faktörler de kişinin davranışlarını etkiler.
Psikoloji, insanın davranışlarını inceler. Sosyal bir varlık olan insan, daima diğer insanlarla bir arada yaşamaktadır. Bu nedenle insanın pek çok davranışı, içinde yaşadığı gruplar ya da toplum tarafından belirlenmektedir.
Sosyal psikoloji, insanın başka insanlarla bir arada yaşamasından kaynaklanan davranışlarını inceler.


SOSYAL PSİKOLOJİ

Organizmanın davranışları çok çeşitli ve karmaşık davranışlardır. Bu davranış­ları açıklama çabası psikolojide çok sayıda alt dalın ortaya çıkmasına neden olmuş­tur. Sosyal psikoloji de bu dallardan biridir. Birçok bilim adamı ele aldıkları konu ve yöntemler açısından, sosyal psikoloji için farklı tanımlamalar yapmışlardır.
Örneğin, sosyal psikoloji;


Lambert'te göre, bireyin davranışlarını sosyal ve kültürel ortam içinde inceleyen alan,
Maslow'a göre, kişinin başka kişilere ilişkin davranışlarını inceleyen alan,
Allport'a göre, bireylerin düşünce, duygu ve davranışlarının başkalarının gerçek ya da var sayılan varlığından etkileniş tarzını anlama ve açıklama çabasıdır,
Baron ve Beyrne'a göre ise, bir bireyin davranış, duygu ve düşüncelerinin diğer kimselerin davranış ya da özelliklerinden nasıl etkilendiğini ya da belirlendiğini inceleyen bilim dalıdır.
Bu tanımamaların hepsinde görülen, bireyin davranışlarının ön plana çıkarılması ve sosyal etkidir. Öyleyse,
sosyal psikoloji, bireyin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak toplumdan etkilenerek ve toplumu etkileyerek yaptığı davranışları inceleyen alandır.

Sosyal psikoloji, sosyal davranışların nasıl oluştuğunu neden-sonuç ilişkisi içinde araştırır. Bunu yaparken;

• Sosyal etki ve uyma davranışı,

Tutum ve ön yargılar,

Grup ve liderlik,
• Kültür, kişilik ve sosyalleşme,

• İletişim gibi olguları da sosyal davranışla bağlantılı olarak ele alır. Bu olguların birey davranışlarını oluşturmadaki rolleri inceler.
 

SOSYAL PSİKOLOJİNİN DİĞER UZMANLIK ALANLARINDAN FARKI

Psikoloji, organizmanın normal - anormal tüm davranışlarını ele alıp inceleyen, anlamaya ve açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır. Psikoloji, bireyin tek başına yap­tığı davranışları inceler. Sosyoloji ise toplumu bütün halinde ele alıp, onun yapısını ve işleyişini araştırır. Psikolojinin uzmanlık alanlarından biri olan sosyal psikoloji ise bireyin sosyal davranışlarını konu edinmiştir. Sosyal psikoloji, bireyin sosyal davranışlarını incelerken, davranışı inceleyen diğer sosyal bilimlerle ilişki içindedir. Sosyoloji, antropoloji gibi sosyal bilimlerle ortak konuları vardır. Ancak sosyal psikoloji, uzmanlık alanı olarak bu bilimlerden ayrılır. Örneğin, roller ve organi­zasyonlar, hem sosyolojinin hem de sosyal psikolojinin ortak konulandır. Sosyoloji bu konuları, grup davranışı açısından bir bütün olarak ele alıp inceler. Sosyal psi­koloji ise sosyal davranışın ortaya çıkışındaki etkileri açısından bu konulara eğilir.
Sosyal psikoloji, psikolojinin diğer uzmanlık alanları ile de yakından ilişki içindedir. Gelişim psikolojisi, çocuğun gelişim süreci içinde gösterdiği davranış değişikliklerini ve sosyalleşme süreci içinde gösterdiği davranış değişikliklerini inceler. Sosyalleşme, bu süreç içinde gerçekleşir. Sosyalleşme, bireyin toplumun duygu düşünce ve normlarını öğrenip benimsemesi ve davranışa dönüştürme sürecidir. Bu, bireyler arası etkileşimin bir sonucudur. Sosyalleşme ve sosyal etki, birer sosyal davranış olarak sosyal psikolojinin konusunu oluşturur.


SOSYAL ETKİ, DİĞER KİŞİLER TARAFINDAN DEĞİŞTİRME

Sosyal davranışlarımız toplumdan etkilenerek ortaya çıkar. İşte, bireyin içinde yaşadığı topluma uygun davranmasını sağlayan süreç, sosyal etkidir. Sosyal etki, bireyin diğer birey ya da gruplarla yaptığı etkileşim sonucu ortaya çıkan davranış farklılaşmalarıdır. Günlük hayatta bu tür sosyal etkileri sürekli olarak yaşamaktayız.

Birey, sosyal etki ile davranışlarını değiştirir. Yalnızken yapmayacağı davranışları yapar ya da yaptığı davranışları yapmaktan vazgeçer. Bir akşam ailenizle beraber komşunuza misafirliğe gittiniz. Akşam yemeği hazırlandı ve sofraya davet edildiniz. Hiç hoşunuza gitmeyen yemekler var. Bu durumda evinizde olsaydınız yemeği yemeyecektiniz. Fakat, misafirlikte ya "Tokum" diyerek yemezsiniz ya da ortama uyarak yemeye başlarsınız.
Yolda yürürken kalabalık bir grubun bir yerde toplandığını gördüğünüz zaman ne yaptıklarını merak edip gruba katılırsınız.
Toplum içinde bir insanın bize dikkatlice baktığını fark ettiğimizde hemen kendimize çeki düzen vermeye çalışırız.
Bu üç örnekte de sosyal etki sonucu ortaya çıkan sosyal davranışları görüyoruz. Demek ki
bireyler, başka insanlardan etkilenerek davranışta bulunurlar.

Sosyal etki sonucunda bireyde, uyma davranışı meydana gelir. Bu sayede birey, çeşitli yollarla içinde yaşadığı topluma uyum sağlar. Sosyal etkiye neden olan çok çeşitli faktörler vardır.


GRUPTA OLMANIN ETKİLERİ

Sosyal etki, birey grup içinde iken daha fazladır. İnsanlar tek başlarına olduğu zaman yaptıkları davranışların çoğunu grup içinde yapmazlar. Aynı zamanda bir grupta yapılan davranış, başka bir grupta yapılmaz.
Arkadaş grubu içinde birbirimize şakalar yapar ve değişik davranışlarda bulunuruz. Ama aynı davranışları sınıfta ya da aile içinde yapmayız.
Maça gittiğimizde çekirdek yemede ve sakız çiğnemede bir sakınca görmeyiz. Ama tiyatroya ya da konferansa gittiğimizde, içinde bulunduğumuz gruptan etkilenerek bu davranışları tekrarlamayız.
Yukarıdaki örneklerden de anlaşıldığı gibi sosyal etkiyi oluşturan unsurlardan biri, grupta olmadır. Grubun büyüklüğü, güvenilirliği ve sürekliliği gibi özellikleri, sosyal etkiyi ve uyma davranışını artırır.


GRUP NORMLARININ OLUŞUMU

Her grubun kendine ait kuralları (normları) vardır. Bu normların nasıl oluştuğuna ilişkin bir Türk bilim adamı olan Muzaffer Şerif "otokinetik etki" adı ile tanınan ve görsel algı yanılmalarından yararlanarak "grup normunun oluşması" deneylerini yapmıştır.
M. Şerif yaptığı deneyde, daha önce birbirini hiç tanımayan, aynı ortamda (grupta) hiç bulunmamış kişilerden yararlanmıştır. Kendilerine bir algı deneyi yapılacağı söylenen denekler, teker teker laboratuvara alınmıştır. Tamamen karanlık bir odada sabit olarak duran küçük bir ışığın, her gösterildiğinde hangi yönde ne kadar hareket ettiği sorulmuştur. Deneye tabi tutulan her birey, kendine göre bir ölçü belirtmiştir. Bu ölçü, birbirinden habersiz olan her denek için birkaç gösterimden sonra farklı biçimlerde oluşmuştur.
Daha sonra gruplar halinde laboratuvara alınan denekler, aynı deneye tabi tutulmuşlardır. Her deneğin, ışığın ne kadar ve hangi yönde hareket ettiğini yüksek sesle açıklamaları istenmiştir. Deney sonunda farklı standartlar oluşturan kişilerin, birlikte deneye tabi tutulduklarında kendi standartlarından vazgeçtikleri görülmüştür. Denekler birbirlerinden etkilenerek ortak bir standart oluşturmuşlardır. Bireysel standartların yerini, grup standartları almıştır. Son aşamada bireyler, ilk deneyde olduğu gibi tek tek laboratuvara sokularak deney tekrarlanmıştır. Sonuçta her deneğin kendi standartlarına göre değil grup halinde oluşturulan standartlara göre hareket ettiği görülmüştür.

1. Devre            2. Devre       3. Devre

(Denek yalnız) (Denek grup içinde) (Denek yalnız)
Kişisel standart gelişiyor Grup standartı gelişiyor Kişi grup standardını kullanıyor.

Bu deneyden anlaşılacağı gibi grupta oluşan norm, bireyde bir sosyal etkiye neden olmaktadır.
İnsanlar, bazen kendi görüşlerine uygun olmasa dahi, gruptaki bireylerin görüşlerine uyarlar ve kendi görüşlerinden vazgeçerler. Aynı meslek elemanlar, bulundukları meslek grubunun genel görüşlerini kabul ederler.

 

UYMA DAVRANIŞI

Uyma davranışı, bireyin çeşitli etkilerle yaşadığı toplumun normlarına uygun biçimde davranmasıdır.
Birey, toplumsal baskılar karşısında güvenliğini sürdürmeye çalıştığı için uyma davranışı gösterir. Uyma davranışının nasıl oluştuğu ile ilgili birçok araştırma yapılmıştır. Bunlardan ilki, Asch'in (Eş) "uzunluk tahmini" deneyidir.
Solomon Asch, 1951- 1952 yıllarında fiziksel gerçekliğin açıkça belli olduğu ortamda, gerçeğe ters düşen grup yargısı karşısında bireylerin nasıl davranacağını belirlemek için "uyma" deneyleri yapmıştır. Belirli sayıda bireyden oluşan çeşitli gruplara, birçok kart çifti gösterilmiştir. Kartlardan birinde birbirinden farklı uzunlukta üç çizgi; diğerinde, bu çizgilerden birine eşit olan tek çizgi bulunmaktadır. Deneklere birer birer tek çizginin, diğer kartta bulunan çizgilerden hangisine benzediği sorulmaktadır (Bu çizgilerden biri, karttaki çizgilerle tıpatıp aynıdır ve bu durum açıkça belli olmaktadır).

Grup halinde laboratuvara alınan bireyler­den biri gerçek denek, diğerleri ise araştırma­cının asistanlarıdır. Ancak, deneğin bu du­rumdan haberi yoktur.
Her kart çifti, önce asistanlara gösterilip fi­kirleri sorulmakta daha sonra deneğe sorul­maktadır. Asistanlar başlangıçta doğru yanıtlar vererek deneğin güvenini kazanmışlardır.
Daha sonra bütün asistanlar, yanlış yanıtlar vermeye başlarlar. Sıra kendisine gelinceye kadar yanlış yanıtlar duyduğu için rahatsız olan gerçek deneğin, sıra kendisine geldiğinde yanlış olduğunu bildiği halde karara katılması, grubun uyma davranışına etkisini göstermektedir.
Deney çok sayıda insana tekrarlanmış deneklerin %35'inin yanlış olduğunu bildikleri halde diğerlerinin kararlarına uydukları görülmüştür. Deneylerden anlaşıldığı gibi birey, yanlış olduğunu bildiği halde içinde bulunduğu grubun görüşlerine katılmaktadır. Burada, grup bireylerine duyulan güven ve gruba ters düşme kaygısı büyük rol oynamaktadır. Ayrıca, ortam, grubun büyüklüğü, saygınlığı ve etkinliği, grup üyelerini söz birliği yapması, yüz yüze ilişkiler gibi faktörler de grupta uyum davranışına neden olmaktadır.


İKNA OLMA

Bireyin, başka bireylerin etkisi ile tutum ve davranışlarında değişiklik yapmayı kabul etmesine ikna olma denir.
Her bireyin değişik konumlarda farklı düşünüş ve kanaatleri vardır. Bu kanaatler, onun tutum ve davranışlarını oluşturmaktadır. Kanaatlerini başka bireylerin etkisi ile değiştiren kişi, ikna olmuş demektir. İkna olma, bireyi uyma davranışına götürür. Mesleğinde başarılı olan ve sevilen bir kişi, ders çalışmak istemeyen öğrencilere düzenli çalışmaları gerektiğini söylediğinde öğrenciler ikna olur. İkna olmada mesajın, mesajı verenin ve mesajı dinleyenin özellikleri büyük önem kazanmaktadır.

MESAJI VERENİN ÖZELLİKLERİ

İkna olacak yani tutum ve davranışlarını değiştirecek birey, mesajı dinleyen bireydir. Onun tutumlarını değiştirmeye ikna edecek birey bazı özelliklere sahip olmalıdır. Bu özelliklerden bazıları, inanırlık, sempatik olma, sevilme ve benzerliktir.
Mesajı veren, verdiği mesaj konusunda uzman ve güvenilir bir kişiyse ya da mesajı alan tarafından öyle algılanıyorsa tutumların değişmesinde etkili olur. Deri hastalıkları uzmanı doktor, güneş yağı kullanılması gerektiğini söylerse insanlar üzerinde daha etkili olur.
Mesajı veren, mesajı dinleyene göre sevimli, sempatik biri ise ve onun tarafından seviliyorsa ikna olma kolaylaşır.
Sevilen bir sanatçının yaptığı reklam programı büyük ilgi görür. O sanatçının hayranları, reklamını yaptığı ürünleri almaya çalışırlar. Reklamlarda ünlü sanatçılara yer verilmesinin nedeni de budur.
Mesajı verenin mesajı dinleyenle benzerliği de ikna olmada etkili olmaktadır. Hedef kitlesi öğrenciler olan bir ürünün reklamını, bir öğrencinin yapması ikna olma olasılığını artırır.

MESAJIN ÖZELLİKLERİ

İkna olmada, mesajı veren kadar mesajın ve mesajın veriliş biçiminin de önemi vardır.
Mesajın bire bir, yüz yüze verilmesi, yazılı, sözlü ya da görsel olması tutumların değişmesinde önemli rol oynamaktadır. Mesajı verenle mesajı alanın yüz yüze olması, ikna olmayı kolaylaştırmaktadır. Çünkü bu durumda, mesajı veren, uzman ve güvenilir bir kişi olduğunu kanıtlama imkanını bulur.
Mesajın yazılı ya da sözlü olması da ikna üzerinde etkili olmaktadır. Yazılı mesaj sözlü mesajdan; görsel mesajlar da her ikisinden daha etkili olmaktadır. Bir konferanstaki konuşmacı, hem şekil ve grafikler gösterir hem de okuma parçası dağıtırsa mesaj daha etkili olur.
Mesaj, aynı zamanda karşıt görüşleri içermelidir. Verilmek istenen mesaj ile, karşıt görüş çürütülür. Mesaj tek yönlü olmaktan kurtulur ve ikna olma gerçekleşir.
Verilen mesajın etkisi; mesajı alan kişinin görüşlerine, tutum ve davranışlarına ne kadar ters düştüğüne de bağlıdır. Mesaj, aşırı derecede tutumlara ters düşerse ikna olma güçleşmektedir. Hedefle, mesajı veren arasında orta derecede bir fark olduğunda mesaj daha etkili olmaktadır.

MESAJI DİNLEYENİN ÖZELLİKLERİ
 

İkna olmada en önemli etken kuşkusuz mesajı dinleyenin özellikleridir. Mesajı dinleyenin tutumlarının kuvvet derecesi, bu tutumlara bağlılığı, kendine olan güveni zekası ve mesajın uygunluğu birer etkendir. İnatçı, kendi çıkarını ön planda tutan insanlar daha zor ikna olur. Eğer değiştirilmek istenen tutumlar kuvvetli ise ikna olma güçleşir.
Bireyin değiştirilmek istenen tutumlara ne derecede bağlandığı da önemli bir etkendir. Eğer kendisini tutumlara bağlı hissederse tutumların değişmesi güçleşir.
Bireyin kendine güveni ve kendilik değeri arttıkça da ikna olma güçleşir. Zeka da mesajın özelliğine göre tutumların değişmesinde rol oynamaktadır.


İTAAT ETME (BOYUN EĞME)

Bir insanın, başkaları öyle istiyor diye bir davranışta bulunmayı kabul etmesine itaat etme denir.
"Acaba, insanlar her istenileni yerine getirirler mi?" Ya da "İnsanlar başkalarının istediklerinin ne kadarına boyun eğerler?" Milgram, 1965 yılında "itaat" deneyini yaparak insanların sosyal etkiye ne kadar uyacağını, ne zaman baş kaldırma davranışının ortaya çıkacağını araştırmıştır.
Araştırmacı iki denek seçerek cezanın öğrenme üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu araştıran bir deneye katılacaklarını söyler. Bu deneyde, birinin öğrenci, birinin de öğretmen olmasının gerektiğini belirterek aralarında kur'a çeker. Biri öğrenci, biri de öğretmen olur. Aslında, öğrenci olan denek, araştırmacının asistanlarından biridir. Öğrencinin yapması gereken, kavram çiftlerini ezberlemektir. Öğrenci hata yaptığında öğretmen ona ceza olarak elektrik şoku verecektir. Öğrenci rolündeki genç (araştırmacının asistanı) kalbinden rahatsız olduğunu söyleyerek elektrik şokunun kendisine zarar verip vermeyeceğini sorar. Araştırmacı, bunun canını yakacağını ancak bir zarar vermeyeceğini belirtir. Öğrenciden kavram çiftlerini hatırlaması istenir. Yapılan her hatada, verilen şok 15 volt artırılır. Aslında öğrenciye şok verilmez. Öğretmen rolündeki deneğin, şok verildiğini sanması için öğrenci rol yapar. İniltili sesler çıkararak her seferinde acı çekiyormuş gibi davranır. Verilen şok artıkça, yakarışlar artar. Kalbinden rahatsız olduğunu ve deneye son verilmesi gerektiğini söyler. Ancak, araştırmacı, her yanlışta, bir şey olmayacağını, şok vermeye devam etmesi gerektiğini söyler. Bu deney sonucunda elde edilen veriler çok ilginçtir. Çeşitli yaş ve mesleklerden seçilen 40 denekten hiçbiri 300 voltluk şoktan önce durmamıştır. 300 volttan sonra denekler, üçer beşer şok vermeyi reddetmiştir. Deneklerin yaklaşık %65'i ise deneyi sonuna kadar sürdürmüş 450 voltluk şoku da vermiştir. 40 kişiden 26'sını teşkil eden %65'lik bu grup, emirle başkasına zarar veren sadist kişiler değildir. Yani, bu uyma davranışı, deneklerin kişilik özellikleriyle ilgili değil daha çok sosyal etki sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra yapılan çok sayıda araştırmada bu oran %50'nin altına hiç düşmemiştir.
Ödül, ceza, tehdit, itaat etmeyi artırır. İşçiler, çalıştıkları her saat için para vereceğini söyleyen iş sahibine itaat ederler. Bir insandan, önce yapabileceği bir iş isteyip ardından zor bir iş istendiğinde itaat artar.

BİREY GRUP İLİŞKİLERİ VE LİDERLİK


KÜÇÜK GRUPLAR VE GRUP ÇEŞİTLERİ
 

İnsanlar, toplum içinde yaşarlar. Bu nedenle insan, toplumun değerlerine uygun davranmak zorundadır. Ancak, toplumun değerlerine uygun davranmayı sosyalleşme sonucu öğrenir. Önceleri toplumsal yaşamı bilmediği için davranışları toplumun beklentilerine uygun değildir. Bu duruma "toplum öncesi" dönem denir. Birey, toplumun değerlerini öğrendikten sonra değerlere uygun davranmıyorsa buna da "toplum dışı" denir.
Toplum içinde yaşamak zorunda olan birey, doğumdan itibaren çeşitli gruplar içinde bulunur. Bunlar aile, arkadaş grubu, meslek grupları gibileridir. Örneğin, okulda, sınıftaki öğrencilerle bir grup oluştururken evde de ailemizle bir grup oluştururuz.
Grup, ortak amaçlarını gerçekleştirmek için bir araya gelen az çok devamlılı­ğı olan ve karşılıklı etkileşim içinde bulunan insanların oluşturduğu toplumsal birimdir. İnsanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşamını devam ettirebilmek için başkalarının desteğine ve onların iş birliğine muhtaçtır. Bu nedenle birey, her zaman bir ya da birden fazla grupla ilişki halindedir. Ancak, insanların bir arada bulunmaları her zaman grup olarak nitelendirilemez. Grup olabilmesi için;

İki ya da ikiden fazla insanın bir arada olması,

Ortak amaçlarının olması,

Karşılıklı ve anlamlı ilişkiler içinde bulunmaları,

İlişkinin belli bir süre devam etmesi gerekir.
 

Gruplar, yaptıkları işlerin niteliklerine ve amaçlarına göre birbirinden ayrılır. Bu nedenle grupları değişik şekillerde sınıflandırmak mümkündür. Bunların bazıları şunlardır:

Üye sayısına göre gruplar, küçük ve büyük gruplar olmak üzere ikiye ayrılır. Küçük gruplar, üye sayısı az olan gruplardır. Oyun grupları, aile, köy, arkadaşlık grupları buna örnektir. Küçük gruplarda üye sayılarının belirli olması nedeniyle yüz yüze (samimi) ilişkiler görülür. Büyük gruplar ise üye sayısının çok olduğu gruplardır. Şehir ve millet bu gruplara birer örnektir.

Süreleri bakımından gruplar, geçici ve sürekli olmak üzere ikiye ayrılır. Geçici gruplar, kısa bir süre için bir araya gelen ve amaçlarına ulaştıktan sonra dağılan gruplardır. Oyun grupları, mevsimlik işçiler, olimpiyat grupları buna örnektir. Sürekli gruplar çok uzun süre devam eden gruplardır. Aile, akrabalık, köy ve kent grupları buna örnektir.

İlişki biçimine göre gruplar, birincil ve ikincil olmak üzere ikiye ayrılır. Birincil grup, biz duygusunun hakim olduğu, samimiyete dayalı yüz yüze ilişkilerin olduğu gruptur. Aile ve akrabalık buna örnektir. İkincil grup, ben duygusunun hakim olduğu, menfaate dayalı ilişkilerin yer aldığı gruptur. Siyasi parti, demek, sendika buna örnektir. Sosyal gruplarda bireylerin gruptan etkilenmeleri sonunda grup normları oluşmaktadır. Bireyin davranışlarını anlamak için bu grupları incelemek gerekir.
 

GRUP ÜYELİĞİNİN BİREYLER İÇİN ÖNEMİ


Birey, aynı anda birçok grubun üyesidir. İnsanlar, grup içinde, yalnız oldukları zamandan farklı davranırlar. Bu da grubun bireyler için çok önemli olduğunun kanıtıdır. Birey, üye olduğu bu gruplara duygusal bağlarla bağlanır ve onunla özdeşleşir. Onunla güler, onunla ağlar.
 

Birey açısından grubun başlıca işlevleri şunlardır:

Gruplar, bireylerin amaçlarını gerçekleştirmelerine yardımcı olur.

Gruplar, bireyleri birbirine yakınlaştırır. Üyeler arasında ortak duygu ve düşüncelerin gelişmesine yol açar.

Gruplar, bireylerin tutumlarının gelişmesine ve değişmesine neden olur.

Bireylerin kendilerini güven içinde görmelerine olanak sağlar. Bireylerin grup dışındaki insanlara gösterdiği tepkilerde, güven duygusu önemli bir yer tutar. Güven duygusu nedeniyle grup içinde riske girme davranışı daha yaygın görülmektedir.

Gruplar, iş bölümüne imkan tanıyarak bireylerin verimliliğini artırır. Grup içindeki birey kendini kanıtlama imkanı bulur.

Gruplar bireyin sosyalleşmesine yardım eder. Kişiliğin toplumsal yanının gelişmesinde etkili olurlar.
 

LİDERLİK VE ÇEŞİTLERİ

Toplumsal gruplar, birçok insandan oluşmuştur. Grubu oluşturan bireylerin yetkisi ve görevleri birbirinden farklıdır. Her grupta, üyelerin mevki ve görevlerinin oluşturduğu bir aşama düzeni bulunur. Bu aşamanın en üstü. grubu yönlendiren liderdir.
Lider, grup üyeleri içinde en merkezi rolde bulunan kişidir. Grubun amacına bağlı olarak liderin görev ve yetkileri bulunur. Bu görev ve yetkiler grubun yapısına, ortama ve liderin özelliklerine bağlı olarak belirlenir.
Liderlerin, nasıl ortaya çıktığı ile ilgili pek çok görüş ileri sürümüştür. Bunlardan biri, kişisel
liderlik modelidir. Bu kurama göre, bireyi lider yapan onun kişisel özellikleridir. Liderler diğer grup üyelerine nazaran zeki, uyumlu, dışa dönük, kişilikli, olaylara hakim olan bireylerdir. Örneğin, Atatürk, karizmatik bir liderdir yani adeta efsanevi, dahi nitelikte kudrete sahiptir. Onun kişilik özellikleri olarak, etkileyici fizik yapısı, kuvvetli bir mantık, üstün zeka, kendine güven, girişkenlik, cesaret, özveri gibi nitelikler sıralanır.
Diğer bir görüş ise ortamsal liderlik modelidir. Bu kurama göre lideri ortam belirler. Lider toplumun özelliklerine, ihtiyaçlarına ve amaçlarına göre ortaya çıkar. Bu kuramda kişisel özellikler göz önüne alınmaz.
Liderler grup içinde karar alan ve yürüten, sorunları çözen ve grup üyelerini yönlendiren bireylerdir. İster atanmış, isterse seçilmiş olsun her lider bu işlemleri yerine getirir. Liderler, görevlerini yapma biçimine ve göreve gelme tarzlarına göre iki ana gruba ayrılırlar. Bunlar
otokratik (otoriter) ve demokratik liderlerdir.
Demokratik liderler, üyelerin ortak seçim ya da atama sonucu görevi elde ederler. Görev ve yetkileri kanunlarla belirlenmiştir. Grupla beraber karar alır ve bu kararlara saygı gösterir. Genellikle gruba yol göstericilik ve yönlendirme görevini yerine getirir. Aile içinde bu tarz bir liderlik modelini benimseyen aile reisi yapacağı işlerde grup üyelerinin görüşlerini alır. Üyelere baskı yapmaz.
Otokratik liderlik ise üyelerin seçimi ile görevi elde etmez. Grubu, üyelerinden bağımsız olarak kendi düşüncesine göre yönetir. Grup kararlarına saygı göstermez. Bu liderler bütün yetkileri kendinde toplamıştır. Grup üyelerini ast üst ilişkisi içinde yönetir. Bu tarz bir ailede aile reisi, eşinin ve çocuklarının düşüncelerini göz önüne almadan kendi bildiğini yapar. Bu nedenle aile bireylerini sürekli baskı altında tutar. Bazen zor kullanır.
 

FARKLI LİDERLİK TARZLARININ ETKİLERİ

Liderler, genellikle grubun yönetim görevini üstlenen bireylerdir. Bu görevlerini yerine getirirken grup bireyleri üzerinde etkili olurlar. Grup çalışmalarının nasıl ve hangi yönde olacağına karar verirler. Liderin yönetim şekli ve onun çeşitli özellikleri grup üyelerini etkiler. Otokratik liderlik tarzında, grup içi çalışmaların merkezinde lider bulunur. Bu durum, grup üyeleri üzerinde olumsuz etki yapar. Ayrıca, liderin çeşitli özellikleri bu etkiyi değiştirir. Bütün yetkiler liderde toplandığı için liderin yerinde olmaması, grupta düzensizliğe yol açar. Otoriter liderlik tarzında, lider ile grup üyeleri arasında bir uzaklık oluşur.
Demokratik lider tarzında ise görev ve yetkiler bölüşülmüştür. Grup, tam olarak lidere bağlı değildir. Bu liderler ile grup üyeleri arasında sürekli bir iş birliği vardır. Bu da grup üyelerinin birbirine olan bağlılığını artırır. Grup içinde düzen hakimdir.

Demokratik lider modeli, otokratik lider modelinden daha üstündür. Demokratik lider modelinin olduğu gruplarda sosyal ilişkiler, dayanışma ve sosyal düzen daha güçlüdür.

TUTUMLAR VE SOSYAL DAVRANIŞ
 

TUTUMLAR VE ÖN YARGILARIN KAYNAĞI

Tutumlar ve ön yargılar, bireylere özgü davranışlardır. Doğuştan getirilen kalıtsal özellikler, içinde yaşanılan kültür ve alınan eğitim, yaşamda karşılaşılan olumlu ve olumsuz olaylar, edinilen tecrübeler, tutum ve ön yargılarımızı belirler Olay ve nesneler hakkında iyi kötü, güzel çirkin gibi yargılar ve sürekli tekrarlanan düşünceler, alışkanlıkların oluşmasına yol açar. Sabah kahvaltısında belli markadaki yağı tüketiriz. Ekmek aldığımız fırının temiz olduğunu kabul ediyorsak mutlaka o fırından ekmek almaya çalışırız. İşte bunların hepsi iyi-kötü, güzel çirkin gibi ön yargı ve tutumlarımızdan kaynaklanır.
Tutum, bireyin, bazı obje, kişi ve kurumlar ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını etkileyen eğilime denir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi tutumun en başta gelen niteliği, onun bir bireye ait olmasıdır.
Tutum, doğrudan gözlenebilen bir özellik değildir. Bireyin gözlenebilen davranışlarından dolayı varsayılan bir eğilimdir. O halde tutum, gözlenebilen bir davranış değil davranışı hazırlayıcı bir eğilimdir.

Tadını bilmediğimiz bir yemeği sevmediğimizi söyleyerek yemeyiz. Bazı insanlar televizyonda haber programını izlerken bazıları film ya da eğlence programını tercih eder. İki kız kardeşten biri kırmızı ve tonlarında elbise alırken diğeri sarı ve tonlarında elbise alır. Buradaki beğeni ve tercihlerin her biri farklı insanların farklı tutumlarını göstermektedir. Nedeni açıkça belli olmasa da bu tutumlar, birer davranış olarak ortaya çıkmaktadır.
Tanımda yer alan "obje"(psikolojik obje) kavramı, birey için bir anlam taşıyan ve bireyin farkında olduğu herhangi bir nesnedir. Örneğin, öğretmeninin hediye ettiği şiir kitabı, Dilek için değerlidir ve bu nedenle psikolojik objedir. Fakat, Özlem için bu, psikolojik bir obje değildir. Bir birey için her türlü nesne, psikolojik obje olabilir. Örneğin, çocuğun bebeği, ev hanımının çamaşır makinesi, futbolcunun forması gibi.

Tutumlar, genellikle birbirine uyumlu olan üç öğeden oluşmuştur. Bunlar düşünce, duygu ve davranıştır. Bu öğeler, yerleşmiş, güçlü tutumlarda tam olarak görülür. Öğeler, tutumları kendi içinde tutarlı hale getirir.

İnsanlar, farkında olmadan duygu, tutum ve düşüncelerinde ön yargılar kullanırlar. Ön yargı, bir konuda bilgiden çok duyguya dayalı olumlu ya da olumsuz bir yargıdır. Varlığını çoğu kez kabul etmediğimiz ön yargılar, birçok sosyal durumda kendini gösterir. Tanıdığı bazı kişilerin kredi kartı kullanarak borç altına girdiğini ve sıkıntıya düştüğünü gören kişi, kredi kartına karşı olumsuz ön yargı geliştirir. Daha sonra kendisine kartın kazandırdıkları anlatılsa dahi kredi kartı kullanmayı reddeder.

Hayatımızı etkileyen ön yargıların nasıl oluştuğunu ve kaynaklarını açıklamaya çalışan dört temel yaklaşım vardır. Bunlar;

Ön yargıların çocukluktaki yaşantılar sonucu elde edildiği,

Ön yargıların kişiliğin bir parçası olduğu,

Ön yargıların grup üyeliğinin doğal bir sonucu olduğu,

Ön yargıların temelinin, algılanan benzerlikler olduğudur.

Ön yargıların başlıca özellikleri şunlardır:

Ön yargı ile sınıflandırılan nesne ve bireylerin, aynı özelliklere sahip olduğu kabul edilir.

Ön yargı, nesnesi hakkında, kalıp yargılar oluşturur,
• Ön yargılar, insanları birbirinden uzaklaştırabilir ya da yakınlaştırabilir.

Ön yargılar bazı toplumlarda çok büyük sorunlara neden olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nde siyahlara karşı oluşan olumsuz tutum ve ön yargılar sonucunda ırkçı uygulamalar yapılmıştır.


 

Yorum Yaz